Grand Pasha Nicosia
Ezic
Serena Butik
Omag Intense
Shopoint
EMU Kurum İndirimi
Visit NCY
SOS Çocukköyü
Piabella
Vestel KKTC
Grand Sapphire Resort
SEMKA
Merit Hotels
Card Plus
Altınbaş Üniversitesi
GenelKıbrısManşet

Annan Planı’ndan 22 yıl sonra aynı tartışma: AB’nin verdiği sözler hâlâ gündemde

Rum Yönetimi Başkanı Nikos Hristodulidis’in Maraş üzerinden gündeme getirdiği belirtilen yeni öneri, 2005 ve 2006 yıllarında sonuçsuz kalan diplomatik girişimleri yeniden hatırlattı.

Stelios
California Restaurant
Airtech Kıbrıs
Zenith Özyalçın
GAÜ

RUM LİDERİN MARAŞ ÖNERİSİ ESKİ TARTIŞMALARI YENİDEN GÜNDEME TAŞIDI

Rum Yönetimi Başkanı Nikos Hristodulidis’in Maraş üzerinden gündeme getirdiği belirtilen yeni öneri, 2005 ve 2006 yıllarında sonuçsuz kalan diplomatik girişimleri yeniden hatırlattı. Kıbrıs Türk halkının Annan Planı’na verdiği desteğin ardından Avrupa Birliği’nin ekonomik izolasyonun sona erdirilmesi yönünde ortaya koyduğu iradeye rağmen doğrudan ticaret meselesinin hâlâ çözülememiş olması dikkat çekiyor. Türkiye’nin ve Kıbrıs Türk tarafının önünü tıkayan politikaların uzun vadede Rum tarafına da ekonomik ve siyasi fırsatlar kaybettirebileceği değerlendirilirken, temel soru yeniden gündeme geliyor: Kıbrıs Türk halkının doğrudan ticaret beklentisi neden yeni siyasi koşullara bağlanıyor?

2004’TE EVET DEDİK, VERİLEN SÖZLER NE OLDU?

24 Nisan 2004 tarihinde gerçekleştirilen Annan Planı referandumunda Kıbrıs Türk halkı yüzde 64,9 oranında “evet” derken, Rum halkı yüzde 75,8 oranında “hayır” oyu kullandı. Buna rağmen 1 Mayıs 2004’te Avrupa Birliği’ne katılan taraf Kıbrıs Cumhuriyeti oldu.

Referandumun ardından Avrupa Birliği Konseyi, Kıbrıs Türk toplumunun ekonomik izolasyonunun sona erdirilmesi ve ekonomik gelişiminin desteklenmesi yönünde irade ortaya koydu. Ancak bu çerçevede hazırlanan Doğrudan Ticaret Tüzüğü yürürlüğe giremedi.

AB tarafından mali yardım ve Yeşil Hat ticaretine yönelik düzenlemeler hayata geçirilmiş olsa da Kıbrıs Türk toplumunun uluslararası pazarlara doğrudan erişim beklentisi karşılanmadı.

Aradan 22 yıl geçmesine rağmen aynı konuların yeniden siyasi pazarlıkların merkezine yerleşmesi, Avrupa Birliği’nin geçmiş taahhütlerinin ne ölçüde yerine getirildiği sorusunu gündemde tutuyor.

2005 VE 2006’DA DA BENZER FORMÜLLER GÜNDEMDEYDİ

Bugün Maraş ve Gazimağusa Limanı üzerinden tartışılan öneriler, Kıbrıs meselesinde yeni değil.

2005 yılında Avrupa Birliği’nin Lüksemburg dönem başkanlığı sırasında Kıbrıs Türk toplumuna yönelik mali yardım ve doğrudan ticaret düzenlemeleri üzerinde uzlaşma arandı. Rum yönetiminin doğrudan ticarete yönelik itirazları, sürecin önündeki önemli engellerden biri oldu.

2006 yılında Finlandiya dönem başkanlığında ise Gazimağusa Limanı’nın kullanımı, Maraş’ın statüsü ve Türkiye’nin limanlarını Kıbrıs Cumhuriyeti bağlantılı gemilere açması gibi konuların birlikte ele alındığı bir formül üzerinde çalışıldı.

Ancak tarafların farklı koşul ve beklentileri nedeniyle uzlaşma sağlanamadı.

Aradan geçen yılların ardından benzer bir formülün yeniden gündeme gelmesi, geçmişte sonuç alınamayan girişimlerin bu kez hangi farklı koşullarla başarıya ulaşabileceği sorusunu ortaya çıkarıyor.

MARAŞ’TAN LİMANLARA: NEDEN YENİ BİR KOŞUL?

Rum lider Hristodulidis’in gündeme getirdiği belirtilen yaklaşımda, kapalı Maraş’ın Birleşmiş Milletler yönetimine devredilmesi karşılığında Gazimağusa Limanı’nın Avrupa Birliği gözetiminde ticarete açılması öngörülüyor.

Rum tarafının güven artırıcı önlem olarak değerlendirdiği bu yaklaşım, Kıbrıs Türk toplumunun doğrudan ticaret taleplerinin neden başka siyasi düzenlemelerle ilişkilendirildiği tartışmasını da beraberinde getiriyor.

Burada dikkat çeken nokta, Avrupa Birliği’nin 2004 yılında Kıbrıs Türk toplumunun ekonomik izolasyonunu sona erdirme yönünde ortaya koyduğu iradenin, bugün hâlâ kapsamlı bir siyasi uzlaşma arayışıyla bağlantılı biçimde ele alınması.

Kıbrıs Türk toplumunun ekonomik gelişimini destekleme hedefi, başka bir siyasi düzenlemenin gerçekleşmesine bağlı olmadan ilerletilemez mi?

“AMBARGO YOK” DENİYOR, TİCARETTEKİ ENGELLER SÜRÜYOR

Tartışmanın önemli bir diğer boyutunu KKTC limanlarının uluslararası deniz ticaretindeki konumu oluşturuyor.

Uluslararası deniz hukuku alanında çalışan Avukat Bilun Elmacıoğlu’nun aktardığına göre, Ekim 2018’de Avrupa Komisyonu’na yapılan başvuruya 11 Aralık 2018 tarihinde verilen yanıtta, Rum yönetiminin KKTC limanlarına ilişkin kararının bir iç hukuk uygulaması olduğu ve Avrupa Komisyonu’nun bu limanları doğrudan yasaklı veya ambargolu limanlar olarak tanımlamadığı belirtildi.

Elmacıoğlu, doğrudan bir Avrupa Birliği ticari ambargo kararı bulunmamasına rağmen, KKTC limanlarına yönelik uygulamaların uluslararası ticareti sınırlayan sonuçlar doğurduğuna dikkat çekiyor.

Bununla birlikte, doğrudan bir AB ambargo kararının bulunmaması, limanların uluslararası tanınma ve ticaret bakımından herhangi bir hukuki kısıtlamayla karşılaşmadığı anlamına gelmiyor.

Bu nedenle KKTC limanlarının uluslararası deniz ticaretine erişiminde karşılaşılan engellerin hukuki dayanaklarının açık biçimde ortaya konulması önem taşıyor.

TÜRK TARAFININ ÖNÜNÜ TIKAMAK RUM TARAFINA NE KAZANDIRACAK?

Kıbrıs sorununun yıllardır çözümsüz kalması yalnızca Kıbrıs Türk toplumunun değil, adanın tamamının ekonomik ve siyasi geleceğini etkiliyor.

Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ilişkilerinde Kıbrıs meselesinin sürekli bir engel olarak ortaya çıkması, Doğu Akdeniz’deki ekonomik iş birliği imkânlarını da sınırlandırıyor.

Türkiye’nin ve Kıbrıs Türk tarafının uluslararası ekonomik ilişkilerinin önündeki engellerin devam etmesi, Rum tarafının da yararlanabileceği ticaret, ulaştırma, enerji ve bölgesel iş birliği fırsatlarının gelişmesini zorlaştırabilir.

Özellikle Doğu Akdeniz’in değişen ekonomik ve jeopolitik koşullarında, karşılıklı ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi yalnızca Kıbrıs Türk toplumunun değil, Rum toplumunun da yararına sonuçlar doğurabilecek bir seçenek olarak değerlendiriliyor.

Bu açıdan bakıldığında, mevcut kısıtlamaların sürdürülmesinin Rum tarafına sağladığı düşünülen siyasi avantajların, uzun vadede ortaya çıkarabileceği ekonomik ve diplomatik maliyetlerle birlikte ele alınması gerekiyor.

ÇÖZÜMSÜZLÜĞÜN KAZANANI OLUR MU?

Kıbrıs meselesinde yıllardır devam eden karşılıklı güvensizlik ve siyasi anlaşmazlıklar, adanın ekonomik potansiyelinin tam olarak kullanılmasını engelliyor.

Türkiye ile ilişkilerin normalleşmesi, limanların daha etkin kullanılması ve iki toplum arasında ekonomik ilişkilerin gelişmesi, Doğu Akdeniz’de yeni iş birliği alanları yaratabilir.

Buna karşılık, mevcut engellerin sürmesi ve ekonomik ilişkilerin sürekli siyasi koşullara bağlanması, yalnızca Kıbrıs Türk tarafının değil, Rum tarafının da değerlendirebileceği fırsatların sınırlı kalmasına yol açabilir.

Bu nedenle tartışılması gereken konu yalnızca Maraş karşılığında hangi adımın atılacağı değil, yıllardır devam eden kısıtlamaların adanın iki toplumuna ne kazandırdığı ve ne kaybettirdiğidir.

ÖNCE VERİLEN SÖZLERİN AKIBETİ AÇIKLANMALI

2004 yılında Annan Planı’na destek veren Kıbrıs Türk toplumunun uluslararası ekonomik ilişkilerinin geliştirilmesi yönünde ortaya konulan Avrupa Birliği iradesi, aradan geçen 22 yıla rağmen doğrudan ticaret bakımından beklenen sonucu doğurmadı.

2005 yılında Lüksemburg, 2006 yılında Finlandiya dönem başkanlıklarında yürütülen girişimler de kalıcı bir uzlaşmayla sonuçlanmadı.

Bugün yeniden Maraş ve Gazimağusa Limanı üzerinden bir formül tartışılırken, geçmiş girişimlerin neden başarısız olduğunun ve Avrupa Birliği’nin doğrudan ticaret konusunda neden ilerleme sağlayamadığının açıklığa kavuşturulması gerekiyor.

KSTÜ
Northernland
Meriç Süt
Evsulink
Maraton İskele

Diğer Haberler

Kıbrıs Online
Başa dön tuşu