
Ülkemizin dünyaca tanınan teknoloji girişimcisi Ahmet Bilgen, Kuzey Kıbrıs’taki fikir ve yeteneklerin ekonomik değere dönüştürülmesi noktasında görüş ve önerilerini paylaştı.
Bilgen yapmış olduğu yazılı açıklamasında şunları kaydetti;
“Kuzey Kıbrıs’ta fikir de var, yetenek de var. Peki, bunları ekonomik değere dönüştürecek irade nerede?
Geçtiğimiz günlerde, pek kıymetli hocamız Dr. Ayşe Kuyrukçu’nun davetiyle ODTÜ Kuzey Kıbrıs Kampüsü’nde girişimcilik dersine konuk oldum.
Pırıl pırıl gençlerimizin projelerini dinlerken ben de yaklaşık otuz yıllık girişimcilik yolculuğumdaki başarılarımı, başarısızlıklarımı ve edindiğim tecrübeleri paylaştım.
Beni en çok sevindiren, bazı gençlerimizin fikir aşamasını çoktan geride bırakmış olmasıydı. YES oyun platformunun kurucuları Yusuf Said Savaş ve Eren Erez ile sohbet etmek de günün güzel anlarındandı.
Ancak kampüsten ayrılırken aklımda bir soru vardı:
Bu gençlerin önünü gerçekten açabiliyor muyuz? Yoksa onları da birkaç yıl sonra başka ülkelerde başarı hikâyeleri yazarken mi izleyeceğiz?
Dünya koşuyor, biz hâlâ hazırlanıyoruz!
Dünya yapay zekâ, robotik, finans teknolojileri ve dijital hizmetlerle yeni bir ekonomik düzen kuruyor. Artık küresel bir teknoloji şirketi için büyük fabrikalara veya doğal kaynaklara ihtiyacınız yok. İyi yetişmiş birkaç mühendis, güçlü bir fikir, doğru iş modeli ve sermayeye erişimle dünyanın herhangi bir yerindeki müşteriye ulaşabilirsiniz.
Kuzey Kıbrıs için bundan daha büyük bir fırsat olabilir mi?
Üniversitelerimiz, genç nüfusumuz, Türkiye ile bağlarımız ve dünyanın farklı ülkelerinde başarılı girişimcilerimiz var. Fintek, mobil oyun, yapay zekâ destekli tarım ve teknoloji odaklı hizmetler gibi alanlarda ciddi fırsatlar bulunuyor.
Potansiyelimiz var. Ama potansiyel tek başına ekonomik değer yaratmıyor.
Otuz yılda 11 çalıştay… Peki, sonuç?
Yıllardır Kuzey Kıbrıs’ın bilişim adası olmasını konuşuyoruz.
2009’da, 2015’te, 2024’te bilişim çalıştayları düzenledik. Benim hesabıma göre, yaklaşık otuz yılda 11 çalıştay yaptık.
Şimdi soruyorum:
Bu çalıştaylardan çıkan kararların kaçı somut bir eylem planına dönüştü? Kaçının sorumlusu belirlendi? Kaçının sonuçları ölçüldü?
Yapılan çalışmaları ve emeği yok saymıyorum. Ancak artık hazırlanan raporların değil, ortaya çıkan ekonomik sonuçların hesabını sormalıyız.
Hedefi, takvimi, sorumlusu ve ölçülebilir sonucu olmayan bir strateji, güzel hazırlanmış bir dosyadan öteye geçemez.
Kusura bakmayın ama otuz yıl boyunca çalıştay düzenleyip hâlâ aynı sorunları konuşuyorsak, bunu çıkıp gençlerimize bir başarı hikâyesi olarak anlatamayız.
Artık çalıştay kültüründen aksiyon ve icraat kültürüne geçmek zorundayız.
Yarından tezi yok, gençlerimizin önüne yeni bir çalıştay davetiyle değil, somut bir eylem planıyla çıkılmalı.
Kalkanlı’da teknoloji vadimiz var. Neyi bekliyoruz?
ODTÜ’nün Kalkanlı’da kurduğu Teknoloji Vadisi, KALTEV, 2019 yılında açıldı. Yedi yıl geçti.
ODTÜ, DAÜ, İKÜ ve diğer üniversitelerimizde girişimcilik ve teknoloji alanında kıymetli çalışmalar yapılıyor. Ancak artık bu çalışmaların ekonomik sonuçlarını da görmeliyiz.
Kalkanlı, önce Türkiye’nin teknoloji ekosistemine güçlü biçimde bağlanmalı, ardından uluslararası yatırımcıların ve girişimcilerin dikkatini çeken bir teknoloji üssüne dönüşmeli.
Bunun için üniversite yönetimlerine, araştırmacılara, bu alanlarda çalışan kurum ve derneklere gerçek destek sağlanmalı.
Ama burada önemli bir başka sorunumuz var.
Girişimcilik ekosistemini, girişimcilikten anlamayan insanların kişisel egolarıyla yönetemezsiniz.
Hayatında şirket kurmamış, müşteri bulmamış, fatura kesmemiş, çalışanına maaş ödememiş, ay sonunda maaşları ve vergileri nasıl yatıracağını düşünerek uykusuz kalmamış insanlardan girişimciliğin bütün zorluklarını anlamalarını bekleyemezsiniz.
Elbette akademisyenlerin ve kamu yöneticilerinin katkısı değerlidir. Ancak bu süreçlerde gerçekten şirket kurmuş, büyütmüş, batırmış, yeniden denemiş ve uluslararası pazarlarda rekabet etmiş insanların deneyiminden yararlanılmalı.
Bu deneyimi karar mekanizmalarının dışında bırakarak başarılı bir girişimcilik ekosistemi kurmayı beklemek, bana göre kaplumbağanın ağaca tırmanmasını beklemekten çok da farklı değil.
Mesele koltukları doldurmak değil, doğru insanlarla sonuç üretmektir.
San Francisco’da milyarlar, bizde bitmeyen toplantılar!
Yakın zamanda San Francisco’daydım. Orada gördüğüm en önemli şey, fikirlerin ne kadar hızlı sermayeye, ürüne ve küresel şirketlere dönüştüğüydü.
Yapay zekâ girişimleri milyarlarca dolarlık yatırımlar alırken bizim gençlerimizin ilk 100 bin veya
500 bin dolarlık yatırıma ulaşmasını sağlayacak güçlü bir sistem kuramamış olmamız insanı ciddi ciddi düşündürüyor.
Ya sizleri?
Elbette Kuzey Kıbrıs’ı Silikon Vadisi ile aynı ölçekte değerlendirmiyorum. Ama biz de 10, 20, ardından 100 teknoloji girişimi çıkarabilecek bir ekosistem oluşturamaz mıyız?
Devletin görevi girişimcinin yerine iş yapmak değil, onun önündeki engelleri kaldırmaktır.
Şirket kurmayı kolaylaştırın. Yatırımcıların önünü açın. Üniversite projelerinin şirketleşmesini destekleyin. Türkiye’deki teknoparklarla ve yatırım fonlarıyla kalıcı bağlar kurun.
Hedefleri, takvimi ve sorumluları belirleyin. Bir yıl sonra da kamuoyunun karşısına çıkıp sonuçları anlatın.
İcraat dediğim budur.
Bu memleketi seviyorsanız gençliğe kulak verin!
Yıllardır seçimleri, makamları, yetkileri ve kimin hangi koltuğa oturacağını tartışıyoruz.
Elbette siyaset yapılacak, seçimler olacak. Ama bir ülkenin geleceği yalnızca seçim kazanmakla inşa edilmiyor.
Bu memleketi gerçekten seviyorsanız ve gelecek nesiller için bir şey yapmak istiyorsanız, biraz da gençlerin ne söylediğini dinleyin.
Gidin üniversitelere, teknoloji vadilerine. Gençlerin projelerini dinleyin. Onlara neye ihtiyaç duyduklarını sorun.
Belki de aradığınız cevaplar yeni bir çalıştay raporunda değil, bir öğrencinin bilgisayarında geliştirdiği yazılımda saklıdır.
Son vagon henüz kaçmadı!
Dijital ekonominin ilk büyük fırsatlarından yeterince yararlanamadık. Şimdi yapay zekâyla birlikte çok daha büyük bir dönüşüm yaşanıyor.
Ben Kuzey Kıbrıs’ın bu fırsatı değerlendirebileceğine inanıyorum. Çünkü gençlerimizde bunu başaracak yetenek, cesaret ve heyecanı görüyorum.
Ama artık siyasi iradenin de aynı cesareti göstermesi gerekiyor.
Yeni bir çalıştay değil, yeni bir eylem planı. Yeni bir komisyon değil, yetkilendirilmiş ve hesap verebilir ekipler. Yeni vaatler değil, ölçülebilir sonuçlar istiyoruz.
Bu bir siyasi parti meselesi değil, ülkenin geleceği meselesidir.
Tren hareket ediyor. İlk vagonları kaçırdık. Son vagona yetişme şansımız belki hâlâ var.
Son vagona bindik bindik. Yoksa bir gün yine gençlerimizin başarılarını başka ülkelerden gururla izlerken, neden bu başarıların kendi ülkemizde gerçekleşmediğini tartışacağız.
Ve korkarım o gün de birileri önümüze yeni bir strateji belgesi koyacak.
Oysa artık ihtiyacımız olan yeni bir belge değil, icraat.”








































