Protokol kağıt üzerinde kalıp fiilen işlevsizleşebilir!
Fransa kararıyla 10 no’lu protokol hedefte! Rum yönetimi, kuzeydeki egemenlik iddiasını avrupa Üzerinden mi genişletiyor?

ÖZEL HABER
Fransa kararıyla 10 no’lu protokol hedefte! Rum yönetimi, kuzeydeki egemenlik iddiasını avrupa Üzerinden mi genişletiyor?
“Acil tedbir alınmazsa Kıbrıslı Türkler için cehennemin kapıları açılabilir!”
FRANSA KARARI, 10 NO’LU PROTOKOL’ÜN GELECEĞİNİ TARTIŞMAYA AÇTI!
Fransa’daki Aix-en-Provence İstinaf Mahkemesinin, kuzeydeki Rum taşınmazlarıyla ilgili suçlamalar kapsamında Litvanyalı emlakçı Rasa Zilevice hakkında çıkarılan Avrupa Tutuklama Emri’nin uygulanmasını onaylaması, yalnızca bir iade kararı olarak değerlendirilmiyor. Asıl mesele, Rum yönetiminin 10 No’lu Protokol’ü kuzeydeki egemenlik iddiasının önünde bir engel olarak görmesi ve Fransa’daki kararın bu engelin etkisini aşındırabilecek bir emsal oluşturması. Protokol, AB müktesebatının Kıbrıs Cumhuriyeti’nin etkin kontrol uygulamadığı bölgelerde askıya alınmasını düzenliyor. Fransız mahkemesi ise iddia edilen suçların bu bölgelerde işlenmiş olmasının Avrupa Tutuklama Emri’ni kendiliğinden geçersiz kılmadığına hükmetti. Rum yönetimi açısından bu kararın önemi, yalnızca şüphelilerin iadesini kolaylaştırma ihtimali değil; kuzeydeki olaylar üzerinde kendi yargı yetkisini Avrupa üzerinden uygulatma iddiasını güçlendirmesi. Bu yaklaşımın birkaç AB ülkesinde daha benimsenmesi hâlinde, Protokol 10 hukuken yürürlükte kalsa bile fiilî etkisinin zayıflayabileceği endişesi doğuyor.
HEDEF SADECE İADE DEĞİL, KUZEYDEKİ EGEMENLİK İDDİASI
Rum yönetiminin yaklaşımına yönelik eleştirilerin odağında şu soru var: Avrupa mahkemeleri, kuzeyde gerçekleştiği ileri sürülen eylemler nedeniyle Rum makamlarının çıkardığı tutuklama emirlerini uygulamaya devam ederse, bu durum Rum yönetiminin adanın tamamı üzerindeki yargı yetkisi iddiasını fiilen güçlendirebilir mi? Fransa’daki karar, tek başına adanın tamamı üzerinde Rum egemenliğini hukuken tanıyan bir karar değil. Ancak kararın emsal oluşturması ve başka ülkelerde benzer sonuçlar doğurması, tartışmayı çok daha geniş bir siyasi ve hukuki zemine taşıyabilir.
İNŞAAT YAPAN, EKEN, BİÇEN, KİRALAYAN
Rum Ceza Yasası’nın 303A maddesi, belirli koşullarda başkasına ait taşınmazla ilgili hileli işlemleri; satış, kiralama, kullanım sağlama ve tanıtım gibi faaliyetleri kapsıyor. Rum makamlarının yaklaşımı, yalnızca inşaat yapanları değil, taşınmazları kullanan veya ticari değerlendirmeye katıldığı iddia edilen kişileri de etkileyebilir. Endişe, bu yorumun daha geniş uygulanması hâlinde eski Rum mülkünde oturan, araziyi eken veya kiraya veren kişilerden ticari faaliyet yürütenlere kadar farklı kesimlerin soruşturma ve kovuşturma riskiyle karşılaşabilmesi. Taşınmazlardan gelir elde edilmesinin kara para suçlamalarıyla ilişkilendirilmesi ihtimali de kaygıları artırıyor. Ancak her suçlama somut delillere ve ilgili yasanın koşullarına dayanmak zorunda.
ÜÇ MAHKUMİYET, ONLARCA SORUŞTURMA: ACİL TEDBİR ÇAĞRISI
Rum basınının haberine göre, kuzeydeki Rum taşınmazlarıyla ilgili altı önemli ceza davasının üçünde mahkûmiyet ve hapis cezaları verildi; üç dava sürüyor, onlarca dosyada soruşturmalar devam ediyor. Mağusa’daki bir fabrikayla ilgili davada ise PepsiCo, Pepsi Türkiye ve bir bağlı şirketin de aralarında bulunduğu davalılardan 140 milyon avroyu aşan tazminat talep ediliyor. Kritik eşik şu: Birkaç AB ülkesi daha Fransa’daki yaklaşıma katılırsa, 10 No’lu Protokol kâğıt üzerinde dururken fiilen etkisizleşebilir mi? KKTC’nin acil diplomatik ve hukuki girişimlerde bulunması gereken nokta tam da burası. Mesele yalnızca tutuklama emirleri değil; Kıbrıslı Türklerin kuzeydeki yaşamı, mülkiyeti ve ekonomik faaliyetleri üzerindeki olası sonuçlar.








































