Grand Pasha Nicosia
Ezic
Serena Butik
Omag Intense
Shopoint
EMU Kurum İndirimi
Visit NCY
SOS Çocukköyü
Piabella
Vestel KKTC
Grand Sapphire Resort
SEMKA
Merit Hotels
Card Plus
Altınbaş Üniversitesi
piyangolar
KıbrısKöşe yazısıManşet

Bir milletvekilinin tek korkusu seçilememek olmamalı

Stelios
California Restaurant
Airtech Kıbrıs
Zenith Özyalçın
GAÜ

 

 

Şahap Aşıkoğlu

Bir sınıf düşünün.

Öğretmen var ama kopya çekene göz yumuyor.

Çalışan öğrenci de çalışmayan da aynı notu alıyor.

Bir dönem sonra ne olur?

Önce kopya çekenler çoğalır.

Sonra çalışanlar çalışmayı bırakır.

Bir süre sonra kimse neden böyle olduğunu hatırlamaz. Sorsanız cevap bellidir:

“Burada işler böyle yürür.”

Bu bir kurgu. Ama anlattığı şeyi bu ülkede yıllardır yaşıyoruz.

Seçimler yaklaşıyor. Adaylar yine vaatler verecek, ekonomiden, hayat pahalılığından, yatırımdan ve reformdan söz edecek. Biz de her seçimde olduğu gibi kimin kazanacağını, hangi partinin hükümet kuracağını konuşacağız.

Peki seçimden sonra ne olacak?

Seçilen milletvekilleri, göreve gelen bakanlar ve atanan bürokratlar yaptıklarının hesabını kime verecek?

Sorun yalnızca bugünkü hükümet değil.

Bir öncekisi de değildi.

Ondan öncekisi de.

Sorun, seçildikten sonra hesap vermenin yeterince işlemediği düzenin kendisi.

Mesele Suçlar Değil, Suça Alışmak

CMIRS’in Eylül 2026 araştırmasına göre:

Katılımcıların yüzde 67’si yasaların herkese eşit uygulanmadığını düşünüyor.

Yüzde 78’i hükümeti şeffaf ve hesap verebilir bulmuyor.

Yüzde 65’i yolsuzlukla mücadeleden memnun değil.

Yüzde 88’i torpil olmadan işlerin yürümediğine inanıyor.

Beni en çok düşündüren rakam ise başka: Katılımcıların yüzde 47’si günümüzde dürüst insanların başarılı olmasının mümkün olmadığını düşünüyor.

Bunlar algı verisi. Gerçekleşmiş suçların oranını göstermiyor. Ama neredeyse her iki kişiden biri dürüstlüğün karşılığını alamayacağına inanıyorsa, mesele yalnızca hükümete güvensizlik değil. Doğru ile yanlışın ölçüsü kayıyor.

Kırk yılı aşkın süredir bu devleti yönetiyoruz.

Hükümetler değişti.

Milletvekilleri değişti.

Onlarca yasa yapıldı.

Bugün hâlâ bu rakamları konuşuyorsak, biz bütün bu yıllar boyunca ne yaptık?

Yolsuzluk iddiası her ülkede çıkar. Asıl tehlike, bunların artık kimseyi şaşırtmaması.

Torpil olağan sayılıyor.

Liyakatin yerini ilişkiler alıyor.

Yanlış yapanın yanına kâr kaldığı düşüncesi yerleşiyor.

Toplumsal çürüme tam da burada başlıyor. İnsanlar dürüstlüğün karşılığını alamadığına inandığında yalnızca devlete güvenini kaybetmiyor. Kurallara uyanı kaybeden, kuralları aşanı kazanan olarak görmeye başlıyor. Gençlerimize çalışmayı ve dürüstlüğü anlatırken torpili hayatın gerçeği olarak kabul ediyoruz.

Mesele Ekonomi Değil, Kuralın Kimin İçin İşlediği

Acemoğlu ile Robinson’un “kapsayıcı” ve “sömürücü” kurumlar ayrımı bunu anlatıyor. Kalkınmayı kaynakların büyüklüğü kadar kuralların nasıl işlediği belirliyor.

KKTC’deki karşılığı somut.

Yatırımcı vergi oranına bakmadan önce iznin, ruhsatın ve ihalenin hangi kurallarla yürüdüğünü sorar.

Genç, çalışmanın mı yoksa tanıdığın mı işe yaradığını görür.

Tanınma sorunumuz, dış ticaret kısıtlarımız ve yüksek üretim maliyetlerimiz var. Bütün bunlarla uğraşırken bir de kendi kurumlarımıza güvenemiyorsak işimizi daha da zorlaştırıyoruz.

Bu sorulara güvenilir cevap veremeyen bir ekonomiye reform paketi yazmak, çatlak zemine bina kurmaya benzer.

Gidilecek Yer Belli, Sınırı da Belli

Yeni yasalardan söz etmiyorum.

Son beş, hatta on yılda kamuoyunu meşgul eden yolsuzluk, usulsüzlük, kamu kaynaklarının kötüye kullanılması ve görevi kötüye kullanma iddialarının hukuki akıbetinin ortaya çıkarılmasından söz ediyorum.

Kaçı soruşturuldu?

Kaçı sonuçlandı?

Kaçı hâlâ bekliyor?

Kamuoyunun bunu öğrenmeye hakkı var.

Yeni hükümet denetim raporlarını ve ciddi iddialara ilişkin belgeleri incelemeli. Suç şüphesi taşıyanları, kimin adı geçtiğine bakmadan yetkili makamlara iletmeli. Dosyaların akıbetini, hukukun izin verdiği ölçüde kamuoyuyla paylaşmalı.

Ama burada kırmızı bir çizgi var.

Bu süreç, yeni hükümetin eskisiyle hesaplaşma aracına dönüşmemeli.

Soruşturulacak dosyalar siyasi tercihe değil, somut bilgi ve delile dayanmalı. Hukuken sonuçlanmış dosyalar yalnızca hükümet değişti diye yeniden açılmamalı. Yeni delil varsa gereğini bağımsız hukuk kurumları yapmalı.

Hükümet yargının yerine geçemez. Kimin suçlu olduğuna mahkemeler karar verir. Ama elindeki belgeyi yargıdan saklayamaz, denetim kurumlarının önüne engel koyamaz.

Yapanın yanına kâr kalmaması dediğimiz şey budur.

Kimseyi peşinen suçlu ilan etmek değil. Suçu kanıtlanan kişinin makamına, siyasi ilişkilerine veya gücüne bakılmaksızın hukuk önünde hesap vermesi.

Mesele Hükümet Değil, Meclis de

Milletvekilinin görevi yalnızca yasa yapmak ya da seçim bölgesinin taleplerini taşımak değil. Kamu kaynaklarının nasıl harcandığını sormak, gerektiğinde kendi hükümetinden de hesap istemek.

Kendi partisinden birinin yanlışına göz yuman milletvekili, başkasının yanlışını hangi inandırıcılıkla eleştirecek?

Bir milletvekilinin tek korkusu seçilememek olmamalı.

Hukuka aykırı bir iş yaptığında hesap vereceğini de bilmeli. Bakan için de, bürokrat için de aynısı geçerli. Seçim kazanmak ya da bir makama atanmak kimseye hukukun üzerinde olma hakkı vermez.

Güven böyle yeniden kurulur.

Bunun için yeni bir devlet kurmaya gerek yok. Kurumlarımız, yasalarımız, denetim mekanizmalarımız var. Çalışmıyorlarsa neden çalışmadıklarını sormak yeterli. Yeter ki siyasi irade, denetimin yalnızca başkalarına değil kendisine de uygulanmasını kabul etsin.

Bu yük yalnızca hükümete, polise, Başsavcılığa ve mahkemelere ait değil. Basın, sivil toplum ve vatandaş da denetim hakkını kullanmalı. Ciddi iddiaların bir süre konuşulup unutulmasına razı olmamalıyız.

Ben yeni hükümeti yalnızca ekonomik programıyla ve yatırım vaatleriyle ölçmeyeceğim. Geçmişteki ciddi iddiaların aydınlatılması için ne yaptığına, denetim kurumlarının bağımsız çalışmasına ne kadar imkân verdiğine ve kendi iktidarını ne kadar denetlenebilir kıldığına bakacağım.

Çünkü bu çürümeden ne sürdürülebilir bir ekonomi çıkar ne de kendine saygısı olan, aidiyeti yüksek bir toplum.

Başlangıçtaki sınıfı hatırlayın.

Sorun yalnızca kopya çeken öğrenciler değildi.

Sorun, kopya çekmenin karşılıksız kaldığı, çalışmanın ise anlamını yitirdiği düzenin kendisiydi.

Bu seçimde yalnızca kimlerin milletvekili olacağını değil, seçildikten sonra yaptıklarının hesabını nasıl vereceklerini de konuşmalıyız. Çünkü hesap sorulmayan bir sistemde hepimiz o sınıfta oturuyoruz.

KSTÜ
Northernland
Meriç Süt
Evsulink
Maraton İskele

Diğer Haberler

Kıbrıs Online
Başa dön tuşu