ManşetYaşam

Distimi

Süreğen depresif bozukluk ya da kronik depresyon olarak da bilinen distimi; kişide bulunan depresyon halinin sürekli bir hale gelmesi ve arada hiçbir düzelme periyodunun olmaması durumudur

Süreğen depresif bozukluk ya da kronik depresyon olarak da bilinen distimi; kişide bulunan depresyon halinin sürekli bir hale gelmesi ve arada hiçbir düzelme periyodunun olmaması durumudur.

Kronik depresyona sahip olan kişiler, içinde bulundukları depresif ruh halinden birkaç haftalığına veya bir aylığına kurtulabilirler. Fakat kişilerin kendilerini iyi hissettikleri bu dönem 7-8 haftayı geçmez. Kişi, bu kısa iyileşme döneminden sonra tekrar depresif ruh haline geri döner. Bununla beraber distimi yaşayanlar, genel olarak kendilerini derin bir umutsuzluk içinde hissederler. Yaptıkları aktivitelerden zevk almazlar, dış dünyaya kendilerini kapatırlar ve bulundukları iş ortamındaki verimlilikleri düşer. Distimi, erkeklere kıyasla kadınlarda daha sık görülen bir psikolojik bozukluktur. düşünce, davranış ve hisleri olumsuz etkileyen, psikiyatrik hastalıklar arasında en sık görülen, tedavisi mümkün tıbbi bir hastalıktır. Hafif derecede depresyon belirtilerinin en az 2 yıl süresince, arada düzelme dönemleri olmaksızın devamlı olması olarak tanımlanabilir. Bir kaç gün , bir kaç hafta iyilik dönemleri görülebilir ancak bu iyilik dönemleri 2 ayı geçmez. Mutsuzluk, karamsarlık hali, istek ve ilgi azlığının yanı sıra kilo değişimleri (iştahsızlık, kilo kaybı veya çok yeme), uyku alışkanlığında değişme (uykusuzluk veya çok uyuma, uyku sürekliliğinde ve kalitesinde azalma), enerji kaybı ya da halsizlik, konsantrasyon güçlüğü de gözlenebilmektedir. Umutsuzluk duyguları ön plandadır. Tüm bunlarla birlikte sosyal ortamlardan çekilme, mesleki işlevsellikte bozulmalar da söz konusudur. Bu etkiler evlilik yaşamında bozukluklara ve kişinin yaşam kalitesinde düşmeye de neden olabilmektedir. Distimi; toplumun %3 ila 5’ini etkilemektedir. Kadınlarda gözlenme sıklığının erkeklerden iki kat fazla olduğu bilinmektedir. Ayrıca düşük gelirli, hiç evlenmemiş ve genç yaş grubunda daha yaygın olarak ortaya çıkmaktadır. Kronik depresyon belirtileri genel olarak majör depresyonla benzerlik göstermektedir, ancak belirtiler majör depresyon kadar şiddetli değildir. Buna istinaden kişide görülen belirtiler çok ağır değildir, ancak distimi belirtileri süreğen niteliğe sahiptir. Distimik bozukluk sorununa sahip olan kişilerdeki en önemli belirti, uzun süre boyunca devam eden ve bir türlü kişinin yakasını bırakmayan depresif ruh halidir. Kişinin içinde bulunduğu durumun distimi (kronik depresyon) olarak nitelendirilebilmesi için, depresyon halinin aylar boyunca sürmesi gerekmektedir. Bu hastalığın süreğen depresif bozukluk olarak anılmasının asıl sebebi de budur. Distimik bozukluğa sahip kişilerde genel olarak büyük bir özgüven eksikliği görülmektedir. Kişi çevresinden çekindiği için yapması gereken önemli işlerden bile imtina eder. Cinsel aktiviteler de dâhil olmak üzere neredeyse hiçbir aktiviteden keyif almaz. Genel bir isteksizlik hali mevcuttur.

Kişi kendisini sürekli mutsuz, kaygılı, enerjisiz ve yorgun hisseder. Eğer gerçekten önemli bir işi yoksa yataktan veya odasından çıkıp bir şeyler yapmak istemez. Yapmak istese dahi kendisinde bu gücü bulamaz. Böylelikle kendisini dış dünyaya kapatır ve iletişim kurulması güç bir ruh haline bürünür. İlaç tedavisinin yanı sıra etkili bir psikoterapi ile tamamen düzelmek ve yaşama tekrar katılmak, tekrar huzurlu ve keyifli hissedebilmek mümkündür. Gerek Depresyon gerekse Distimi için öncelikle hastanın kişilik yapısı ve düşünce yapısı ayrı ayrı ele alınır. Her iki hastalıkta da ilaç tedavisi mümkündür. İlaç tedavisi ile hastaların çoğunda belirtiler azalır ve şikâyetler geriler. Ancak tek başına ilaç tedavisi uzun süre alan bir tedavi yöntemidir. Bu nedenle aile ve yakın çevrenin de desteğini alarak ilaç tedavisi yanında psikoterapi uygulanır.

Özellikle hafif şiddetli depresyonda öncelikli olarak psikoterapi tercih edilir. Bilişsel, davranışçı ve kişiler arası ilişkilere yönelik terapiler fayda sağlamaktadır. Terapide hedef; hastanın farkındalığını arttırmak, duygularda meydana gelen dalgalanmaları önlemek, sosyal işlevsellik ve etkileşimi arttırmak, diğer bireyleriyle ilişkileri güçlendirmek ve olumsuz düşünceleri kontrol altına alarak sağlıklı düşünce, algı ve beceriler ile yer değiştirmesini sağlamaktır.

Diğer Haberler

Başa dön tuşu