DünyaEkonomiGenelKıbrısManşetSiyasetToplum

Gürkut: Ülkemiz dünyadan daha izole halde, bağımlı yapısı gittikçe artıyor!

KTTB Başkanı Dr. Özlem Gürkut, dünyanın, pandeminin neden olduğu kayıplar ve yoksulluk nedeni ile içinden geçmekte olduğu bu zor dönemi, Rusya-Ukrayna arasında yaşanmakta olan savaşın izlemesi ile, insanlık olarak dayanışmaya, işbirliğine ve barışa olan ihtiyacın had safhaya ulaştığına dikkat çekti.

14 Mart Tıp Haftası’nın açılışı için bugün sabah saat 10.30’da Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği Konferans Salonu’nda basın toplantısı yapıldı.

Basına konuşan KTTB Başkanı Dr. Özlem Gürkut, dünyanın, pandeminin neden olduğu kayıplar ve yoksulluk nedeni ile içinden geçmekte olduğu bu zor dönemi, Rusya-Ukrayna arasında yaşanmakta olan savaşın izlemesi ile, insanlık olarak dayanışmaya, işbirliğine ve barışa olan ihtiyacın had safhaya ulaştığına dikkat çekti.

Mesleği yaşamı korumak olan hekimlerin, kazananı olmayacak, kan ve gözyaşı dışında bir getirisi de olmayacak bu savaşın bir an önce sona ermesini, barışın sağlanmasını dileyen Dr. Gürkut, dünyadaki birçok ülke gibi ülkemizin de pandeminin etkisi ile giderek yoksullaşmakta olduğunu ve sınıflar arası gelir düzeyinin giderek açılmakta olduğuna vurgu yaptı.

KTTB Başkanı Gürkut, uluslararası hukuka dahil olamamış toplumumuzun giderek dünyadan daha izole hale geldiğini ve üretimden koparak bağımlı yapısının gün geçtikçe arttığını üzülerek söyledi.

Toplumun alım gücü düştükçe sağlığının tehdit altına girdiğini, kamusal sağlık hizmetlerine olan talebin de arttığını belirten Gürkut, kamusal sağlık hizmetlerinin ulaşılabilir olması gerekliliğinin, toplumun tüm kesimlerine hizmet verebilme kapasitesi ihtiyacının ve standartlarının yüksek tutulmasının öneminin bir kez daha anlaşıldığını yineledi.

“Gelen giden hükümetlerin sağlıktaki sistemsizliği, alt yapı ve sağlık çalışanı eksikliğini gidereceği vaatleri ise karşılıksız kalmaya devam etmektedir” diyen Dr. Gürkut, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Ülkemizin sağlık yasaları, ya denetimsizlik yüzünden uygulanamamakta, ya da zaten güncel ihtiyaçlara cevap veremeyecek kadar eskimiş durumdadır. Üstelik toplum sağlığını ve sağlık hizmeti sunumunu düzenlemek için gerekli birçok yasa da eksiktir.

Kamu hastanelerimiz ve sağlık hizmeti sunumu, toplumun talebini karşılamaktan giderek daha da uzaklaşmakta, sağlık hizmetine erişim her geçen gün zorlaşmaktadır. Kısa süre önce hükümet programında yer alan ve Lefkoşa’ya yapılacağı iddia edilen yeni hastanenin Türkiye’deki ihalesinin iptal edildiği duyurulmuştur. Kendi hastanesini yapmayı bile başaramayan hükümetlerin ve yöneticilerin ise, ülke bütçesini ve kaynaklarını siyasi atamalara, yoktan var edilen danışmanlara harcamakta bir mahsur görmemesi ya da saraylar yaptırmayı planlaması toplumun güvenini sarsmaya, umudunu karartmaya devam etmektedir.  Kendi ülkemizin geleceğine olan inancını yitiren insanlarımız doğup büyüdüğü toprakları terk etmektedir.

Sağlık hizmeti sunumu sadece tedavi edici hizmetler bakımından ele alınmakta, koruyucu sağlık hizmetleri ve rehabilite edici sağlık hizmetleri sürekli olarak göz ardı edilmektedir. Yakın geçmişte bir yaşlı bakımevinde yaşananlar insanımıza layık görülen değeri gözler önüne sermiştir. Diğer taraftan insanları daha sağlıklıyken korumayı, sağlıklı kalmalarının yollarını ortaya koymayı başaramadığımız için, sağlığa ayırdığımız bütçe ve imkânlardaki dengesiz dağılımla, hastalarımızın tedavileri için gereken yeterli hastane alt yapısını, ilacı, hekimi, hemşireyi… sağlamaktan uzak kalmaya devam etmektedir.

Ülkemizde hiçbir veriye ve planlamaya dayanmaksızın, birbiri ardına açılan tıp ve diş hekimliği fakültelerinin vereceği eğitimin, standardize edilememiş olması ciddi bir sorundur. Bunun yanı sıra ülke nüfusunun bu eğitimler için gerekli hasta sayısı ve çeşitliliğini sağlamaktan uzak oluşu ise, bu fakültelerden mezun olacak hekimlerin yeterli tecrübeye ulaşamayacağı gerçeğini yüzümüze vurmaktadır. Buna rağmen yaptığımız hiçbir uyarıyı dikkate almayan ilgililer, bu alanı da sadece ekonomik kaygılarla ele almaya devam etmektedir.

Diğer yandan bunca tıp ve diş hekimliği fakültesi açılan ülkemizde, sağlık personeli ihtiyacına dair hiçbir planlama yoktur.  Oysa unutulmamalıdır ki,  bir uzman hekimin yetişmesi için, 12 yıllık ilk ve orta eğitimin üzerine, 6 yıllık tıp fakültesi ve ortalama 5-6 yıllık bir uzmanlık eğitimi gerekmektedir. Yan dal uzmanlıkları ise bu süreye ek 3 yıllık bir eğitim ile elde edilebilmektedir. Yani yarın ihtiyaç duyacağınız bir branş uzmanını en az 11-12 yıl önce eğitime göndermiş olmanız gerekmektedir. Bu nedenledir ki sağlık alanındaki insan iş gücünün dikkatli bir şekilde planlanması gerekmektedir. Aksi takdirde günümüzde olduğu gibi bazı branşlarda uzman hekim eksikliği yaşanması kaçınılmaz olacaktır.

Pandemi şartları altında daha da zorlaşan koşullarda sağlık hizmeti vermeye çalışan hekimlerimiz büyük bir özveri ile ve risk altında görev yapmaktadır. Özelde çalışan hekimlerimiz pandemi dönemi boyunca devleti yanlarında bulamamış, deyim yerindeyse kendi yağları ile kendi ciğerlerini kavurmaya çalışmıştır. Devlet, özel sağlık sisteminden elini çekmiş, sistem patronların hegemonyası altına girmiştir. Özel hastanelerde çalışan hekimlerin özlük hakları her geçen gün kırpılmakta, yatırımları yapılmamaktadır. İş güvenceleri patronların iki dudağı arasında bulunmaktadır.

 Kamuda çalışan hekimlerin ise güncellenmeyen teşkilat yasaları nedeni ile sayıları ihtiyaca cevap veremeyecek noktadadır. Az sayıda hekimle,  zoraki nöbetler, ek mesailer, uzmanlık ve yetki alanları dışında görevlendirmeler ile hizmet sürdürülmeye çalışılmaktadır. Günümüzde kamuda görev yapan hekimlerin sadece yarısının iş güvencesi (kadro) mevcut olup, sözleşme, mecburi hizmet, hizmet alım anlaşması gibi farklı statülerle çalıştırılan hekimler üzerindeki baskı ve mobbing de gözle görülür boyuta ulaşmış durumdadır. Uzmanlık eğitimlerinin ilk yarısı boyunca Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi’nde görev yapan asistan hekimlerimiz idare tarafından yedek iş gücü gibi algılanmakta, nerede eksiklik varsa orada görevlendirilmeye çalışılmaktadırlar.

Tuttukları nöbetlerin ücretini bile tam olarak alamayan asistan hekimlerin burada bulunma nedenleri olan eğitimleri ise idarenin ilgi alanına girmemektedir. Aynı hekimler uzmanlık eğitimlerinin kalan süresi için Türkiye’deki eğitim hastanelerine gittiklerinde ise yabancı uyruklu olarak, tamamen sağlık güvencesiz ve maaşsız olarak çalıştırılmaktadır. Kendi çalıştığı hastanede COVID-19’a yakalanan hekimimizin test ücretini, ilaç ücretini, hatta çekilen tomografisinin ücretini cebinden ödemesi gerekmiştir. Bu kabul edilebilir değildir. Çalışma ve Sağlık Bakanlarının gündemine defalarca getirilen bu sorunlara acilen çözüm bulunmalıdır.

Bütün bu sorunlara ve zorluklara rağmen, özveri ile çalışan tüm hekimlerin 14 Mart Tıp Bayramlarını kutlar, gelecekte daha iyi şartlarda, dünyamıza barışın geldiği günlerde bir arada olacağımız nice 14 Martlar dilerim.

Saygılarımla,

Dr. Özlem Gürkut.”

Diğer Haberler

Başa dön tuşu