EğitimKıbrısManşetSağlıkYaşam

Kalp mi beyin mi?

Hayatla ilgili aldığımız kararlarda bazen ikileme düşeriz. Bazen kalbimizin sesi dediğimiz sesle çatışan ayrı bir ses vardır içimizde. Peki gerçeklik algısının yaratılmasında büyük rol oynayan kalbin sesini dinleyenler mi yoksa analitik düşünmeyi sağlayan beynini dinleyenler mi kazanıyor?

Kalbim onu istiyor. Ama beynim dur diyor. Veya mantıksız bir şeyi mantıksız olduğunu bile bile istemeye devam etmek ve duygularımıza yani kalbimize engel olamamak gibi çelişkileri hepimiz hayatımızın belirli  döneminde yaşamıştır. Hayatla ilgili aldığımız kararlarda bazen ikileme düşeriz. Bazen kalbimizin sesi dediğimiz sesle çatışan ayrı bir ses vardır içimizde. Peki gerçeklik algısının yaratılmasında büyük rol oynayan kalbin sesini dinleyenler mi yoksa analitik düşünmeyi sağlayan beynini dinleyenler mi kazanıyor? Öncelikle yapılan bilimsel araştırmalara göre daha önceleri hayat ile ilgili önemli kararlar alırken analitik olmak tavsiye edilmekteydi. Fakat son zamanlarda yapılan araştırmalara göre bu durumun faydalı olmadığı ve her ikisinin de farklı durumlara göre kullanılmasının en iyi yol olduğu söylenmektedir. Aynı zamanda mutlu ve huzurlu bir yaşam sürmeye yardımcı olduğu açıklanan kalbin hayatı kolaylaştırdığı ortaya çıktı.

Kalbinin sesini dinleyip hayatına devam edenlerin kendilerini, diğerlerine göre çok daha rahat hissettikleri araştırmanın sonuçları arasında yer almaktadır. Hayatımızın bazı dönemlerinde duygularımızın devreye girmesiyle birlikte mantığımızın onaylamadığı seçimler yapmaya ve kararlar vermeye başladığımızda, mantığımızın bizi engellemeye çalışan sesini çok yüksek bir tonda duymuş olabiliriz. Ve o an duygusal bir çatışma içinde buluruz kendimizi ve genelde kalbimizin gücüne yani duygularımıza yeniliriz. Birçoğumuz ise duygularını bastırarak mantık ile hareket etmeye çalışırlar. Bu gibi kişiler hiçbir zaman duygularına yenilmediklerini ve duygularını bir tehdit olarak algıladıkları görülmektedir.

Evet çoğu zaman duygularımız bizi korkutabiliyor veya riske atabiliyor ama kesinlikle bu durumun doğru bir seçim yolu olduğunu düşünmüyorum. Duyguların bedendeki merkezinin kalp, mantığın ise beyin olarak konumlandırıldığını düşünürüz. Kalp yaramaz bir çocuk gibidir. Koşar, düşer, yara alır, kalkar, tekrar düşer, tekrar canı yanar, yine de isteklerinin peşinden koşmaktan vazgeçmez. Meraklıdır. Her istediğini gerçekleştirmek ister. Sevinci, üzüntüyü, acıyı, heyecanı doruklarda yaşar. Yaşıyor olduğumuzu hissetmemize yol açar. Beyin ise deneyimli bir yetişkin gibidir. Mantıklı olanı savunur. Kurallar koyar, sebep-sonuç ilişkileri kurar, açıklamalar yapar, kalbin spontanlığını durdurmaya çalışır. Yara almamaya, “uygun” olanı seçmeye programlıdır. Peki bu durumda kalp mi ? beyin mi ? sorusuna şöyle bir cevap verebiliriz. Atalarımız diyor ki Et tırnaktan ayrılmaz. Duygusuz bir vücut veya mantıksız bir vücut duygunun ve mantığın birbirinden eksik olması tamamlanmamış yarım bir vücut gibidir.

Bu sebeple de hem kalbimiz hem de beynimiz bize kendimizle ilgili çok önemli ihtiyaçlarımızı duyurmaya çalışmaktadır. İkisinden birini görmezden gelmek, bastırmak ya da yok etmeye çalışmak, onu susturmanın aksine daha çok alevlenmesine yol açar. Biz ne kadar onu yok sayarsak, o da o kadar çok ve kontrol edemediğimiz bir şekilde var olduğunu göstermeye çalışır. Aksine biz hem kalbimizin hem de beynimizin bizim için “iyiyi” istediğini bilir isek her ikisiyle de temasa geçebilir ve her ikisinin de bize fark ettirmeye çalıştığı ihtiyaçları fark edebiliriz

Diğer Haberler

Başa dön tuşu