
KTTB, devletin, özel eğitim hizmetlerini yalnızca denetleyen değil, aktif olarak sunan ve geliştiren bir yapıya kavuşması gerektiğini ifade etti.
Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği Yönetim Kurulu İnsan Hakları Sorumlusu, Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Erdem Beyoğlu, 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü dolayısıyla yayımladığı mesajda, Otizm Spektrum Bozukluğu’nun bireyin iletişim, sosyal etkileşim ve davranış alanlarında farklılıklara yol açan nörogelişimsel bir durum olduğunu belirtti.
En sık gözlenen belirtiler arasında ismiyle seslenildiğinde tepki vermeme, göz teması kurmama, akranlarıyla etkileşime girmeme, tekrarlayıcı davranışlar sergileme ve sınırlı ilgi alanlarının yer aldığını ifade eden Beyoğlu, “Örneğin bir çocuk, oyuncak arabayı amacına uygun kullanmak yerine tekerleklerini döndürmeye odaklanabilir ya da yaşıtlarıyla oyun kurmak yerine yalnız kalmayı tercih edebilir.” dedi.
Otizmin etiyolojisinde genetik yatkınlığın önemli bir yer tutmakla birlikte kesin nedeninin tam ortaya konamadığını kaydeden Beyoğlu, “Ancak bilinen en önemli gerçek ise, erken tanı ve erken, yoğun, bilimsel temelli özel eğitimin otizmli bireylerin gelişiminde belirleyici olduğudur.” ifadelerine yer verdi.
Günümüzde otizmin temel ve en etkili müdahalesinin özel eğitim olduğunu belirten Beyoğlu, otizmli bireylerin kesintisiz, sürdürülebilir ve nitelikli eğitime erişiminin bir tercih değil, zorunluluk olduğunu vurguladı.
– “Temel sorunlarda kayda değer bir iyileşme sağlanamadı”
Aradan geçen zamana rağmen ülkede otizmli bireylerin ve ailelerinin karşı karşıya olduğu temel sorunlarda kayda değer bir iyileşme sağlanamadığını ifade eden Beyoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Özel eğitim hizmetlerinin büyük ölçüde özel sektörün çabalarıyla yürütülmesi, devletin bu alandaki sorumluluğunu yeterince yerine getirmediğini açıkça göstermektedir. Daha da önemlisi, yıllardır dile getirilmesine rağmen çözülmeyen ve artık kabul edilemez bir noktaya gelen bir uygulama devam etmektedir. Devletin, hiçbir bilimsel gerekçeye dayanmaksızın, şubat tatillerinde ve yaz döneminde özel eğitime ara vermesi. Bu durum, gelişimin en kritik olduğu bir dönemde olan otizmli çocuklar için ciddi gerilemelere yol açmakta; aileleri ise yalnız ve çaresiz bırakmaktadır. Sürekliliğin esas olduğu özel eğitimde verilen bu zorunlu aralar, yalnızca bir eksiklik değil, sosyal devlet anlayışı açısından açık bir ayıptır. Üstelik tüm uyarılara rağmen bu uygulamanın değiştirilmesine yönelik somut bir irade ortaya konmaması, sorunun görmezden gelindiğini düşündürmektedir. Oysa otizmli bireylerin eğitim hakkı kesintiye uğratılamaz; bu hak, takvimlere veya idari kolaylıklara göre şekillendirilemez.”
– “Otizmli bireyler için eğitim kesintisiz olmalı”
Beyoğlu, otizmli bireyler için eğitimin kesintisiz olması, şubat tatili ile yaz dönemi dahil olmak üzere özel eğitime ara verilmesi uygulamasına derhal son verilmesi gerektiğini dile getirdi.
Devletin, özel eğitim hizmetlerini yalnızca denetleyen değil, aktif olarak sunan ve geliştiren bir yapıya kavuşması gerektiğini de belirten Beyoğlu, “Tam gün, bilimsel temelli ve multidisipliner özel eğitim hizmetleri yaygınlaştırılmalıdır.” dedi.
Rutin çocuk izlemleri kapsamında, 1,5–2 yaş döneminde birinci basamak sağlık hizmetlerinde M-CHAT gibi uluslararası kabul görmüş tarama ölçeklerinin kullanılması gerektiğini vurgulayan Beyoğlu, bu sayede riskli çocukların erken dönemde belirlenebileceğini ve şüpheli olguların Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi’ne yönlendirilebileceğini ifade etti.
Erken tanı ve müdahale ile sunulacak desteğin çocuğun gelişimsel sonuçlarını önemli ölçüde iyileştireceğini kaydeden Beyoğlu, “Otizmli bireylerin bağımsız ve üretken bir yaşam sürebilmeleri ancak sürekliliği olan, nitelikli eğitim ile mümkündür. Bu yalnızca ailelerin değil, toplumun ve devletin ortak sorumluluğudur.” ifadelerine yer verdi.





































