
Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası (KTÖS) Genel Sekreteri Burak Maviş, Kıbrıs’ın geleceğinin geçmişin milliyetçi hedeflerini farklı biçimlerde yeniden üretmekle kurulamayacağını kaydederek; “Kıbrıs ne yalnızca Yunandır ne de yalnızca Türk’tür. Kıbrıs, Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumların eşit haklarla paylaşmak zorunda oldukları ortak vatandır.” dedi.
Maviş, Kıbrıs Türk toplumunun, adanın eşit siyasal öznesi ve ortak sahibi olduğunu da vurguladı.
Maviş yaptığı yazılı açıklamada, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres’in yıllar sonra Kıbrıs’a gerçekleştireceği ziyaret ve her iki toplum lideriyle yapacağı görüşmelerin, Kıbrıs sorununda uzun süredir ihtiyaç duyulan “yeni bir diplomatik hareketlilik” yarattığını kaydetti.
Kıbrıs sorununda geçmişte de büyük beklentiler yaratıldığını, çözümün yakın olduğunun söylendiğini, ancak süreçlerin sonuçsuz kaldığı birçok dönem yaşandığını ifade eden Maviş, şöyle devam etti:
“Bu nedenle bugün ne umutsuzluğu siyaset haline getirmek ne de henüz somut bir zemine kavuşmamış beklentileri çözüm gerçekleşmiş gibi sunmak doğrudur. Yapılması gereken, ihtiyatlı fakat kararlı bir umutla hareket etmek ve ortaya çıkan her olanağı toplumların ortak geleceği doğrultusunda değerlendirmektir.”
KTÖS açısından Kıbrıs sorununun, liderlerin ve siyasi partilerin kendi aralarında yürüttükleri dar bir müzakere başlığından ibaret olmadığını vurgulayan Mavişi, bu sorunun, Kıbrıs Türk toplumunun varlığını, siyasal iradesini, kimliğini, demokratik kurumlarını, ekonomik geleceğini ve dünyayla kuracağı ilişkiyi doğrudan belirleyen temel bir toplumsal mesele olduğunu kaydetti. Maviş, “Dolayısıyla bizim hareket noktamız, herhangi bir devletin veya siyasi merkezin çıkarları değil, Kıbrıs Türk toplumunun hakları, güvenliği, özgürlüğü ve geleceğidir” dedi.
-“Günümüzde, Kıbrıslı Türkler iki kabul edilemez seçenek arasında sıkıştırıldı”
Bugün Kıbrıslı Türklerin, “iki kabul edilemez seçenek” arasında sıkıştırıldığını savunan Maviş, “Bir tarafta, Kıbrıs Cumhuriyeti’ni iki toplumun ortak devleti olarak değil, bugün fiilen Kıbrıslı Rumların yönetiminde bulunduğu için benimseyen bir zihniyet vardır. Bu anlayış, Kıbrıs Türk toplumunu 1960 ortaklığının eşit kurucu öznesi olarak değil, çoğunluğun kurallarına tabi olması gereken bir azınlık olarak görmektedir” dedi.
Geçiş kapılarına “Kıbrıs Yunandır” pankartı asan ırkçı ve faşist zihniyetin, yalnızca Kıbrıslı Türklere değil, ortak ve demokratik bir Kıbrıs düşüncesine de düşman olduğunu belirten Maviş, “Kıbrıs Cumhuriyeti, hiçbir toplumun etnik mülkü değildir. Kıbrıslı Türkler bu devletin misafiri, azınlığı veya sonradan hak talep eden bir topluluğu değil, devletin eşit kurucu ortaklarından biridir.” ifadelerini kullandı.
Maviş, diğer tarafta kuzeydeki de facto durumu, Kıbrıs sorununun çözümüne ve Kıbrıs Türk toplumunun dünyayla buluşmasına katkı sağlayacak bir yapı olmaktan çıkararak, kalıcı ayrılığın aracına dönüştürmek isteyen bir anlayış bulunduğunu savundu.
Buna karşın 15 Kasım 1983 tarihli Kuruluş ve Bağımsızlık Bildirgesi’nin, KKTC’nin ilanının iki eşit halk arasındaki ortaklığın federasyon çatısı altında yeniden kurulmasını engellemeyeceğini, aksine kolaylaştırabileceğini belirttiğini savunan Maviş, bildirgenin, “iki halk arasındaki sorunların eşit düzeyde müzakerelerle, barışçı, adil ve kalıcı bir çözüme ulaştırılmasını esas aldığını” kaydetti.
-“Aynı yöntemleri tekrar ederek farklı bir sonuç beklemek mümkün değildir”
Toplumlararası müzakerelerin 1968 yılında başladığına işaret eden Maviş, “Aradan geçen yaklaşık altmış yılda sayısız görüşme yapılmış, liderler ve BM temsilcileri değişmiş, farklı planlar ve belgeler hazırlanmış, önemli yakınlaşmalar elde edilmiş, ancak kapsamlı çözüme ulaşılamamıştır. Bundan sonra aynı yöntemleri tekrar ederek farklı bir sonuç beklemek mümkün değildir.” dedi.



































