Özersay’dan her iki cumhurbaşkanı adayına da eleştiri
Halkın Partisi Genel Başkanı Kudret Özersay, Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde Ersin Tatar ve Tufan Erhürman’ın “ön şart” yaklaşımını eleştirdi. Özersay, her iki liderin de ortaya koyduğu şartlar nedeniyle müzakerelerin başlamasının mümkün görünmediğini söyledi.

Halkın Partisi Genel Başkanı Kudret Özersay, Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde Ersin Tatar ve Tufan Erhürman’ın “ön şart” yaklaşımını eleştirdi. Özersay, her iki liderin de ortaya koyduğu şartlar nedeniyle müzakerelerin başlamasının mümkün görünmediğini söyledi.
“TATAR KENDİ ÖN ŞARTINA TAKILDI”
Özersay, Ersin Tatar’ın 2021’de Cenevre’de yapılan gayri resmi Kıbrıs zirvesinde masaya “ön şart” koyduğunu hatırlattı.
Tatar’ın “BM Güvenlik Konseyi’nin iki tarafın eşit uluslararası statüsünü kabul etmesi” ve “takvimli müzakere” taleplerini şart koştuğunu belirten Özersay, şöyle konuştu:
“İki devleti müzakere etmek istiyorsun ama bunun önüne kendi elinle ön şart koyuyorsun. Rum lider ‘gel iki devleti müzakere edelim’ dese, sen kendi ön şartın nedeniyle masaya oturamayacaksın.” Özersay, sonrasında “doğrudan uçuş, doğrudan ticaret ve doğrudan temas” formülü gündeme gelse de Rum tarafının bu adımlara da yanaşmadığını, sonuç olarak müzakerelerin başlayamadığını vurguladı.
“ERHÜRMAN’IN ŞARTLARI DA GERÇEKÇİ DEĞİL”
Özersay, Tufan Erhürman’ın da dün akşam açıkladığı ön şartların müzakere olasılığını zora soktuğunu ifade etti. Erhürman’ın şartlarını sıralayan Özersay, “siyasi eşitlik önceden kabul edilecek, takvim belli olacak, bugüne kadar sağlanan yakınlaşmalar teyit edilecek, Rum tarafı masadan kaçarsa Kıbrıs Türk tarafı statükoya dönmeyecek” maddelerini hatırlattı. Ancak Rum tarafının hiçbir zaman Türk tarafının anladığı anlamda siyasi eşitliği kabul etmeyeceğini, takvim sınırlaması fikrine de Annan Planı tecrübesinden sonra tamamen kapandığını söyleyen Özersay, “bu şartlarla masaya oturulması gerçekçi değildir” dedi.
“SORUN YÖNTEMDE DEĞİL, ESASTA”
Kıbrıs sorununun yarım asırdır çözülememesinin sebebinin müzakere yöntemi değil, tarafların çözümün esası konusunda uzlaşamaması olduğunu dile getiren Özersay, şu değerlendirmeyi yaptı:
“İki bölgeli iki toplumlu siyasi eşitliğe dayalı federasyon ifadesi yıllardır söyleniyor. Ancak Türk ve Rum tarafı hiçbir zaman bu kavramlardan aynı şeyi anlamadı. Bugün Tatar döneminde olmayan ortak zemin, yarın Erhürman seçilirse de olmayacak.”
“SEÇİMDEN SONRA ESNETİLMEK ZORUNDA KALINACAK”
Özersay, Tatar’ın şartlarıyla iki devletli çözüm müzakeresinin, Erhürman’ın şartlarıyla da federasyon müzakeresinin mümkün olmadığını belirterek şu uyarıda bulundu: “Belli ki kim seçilirse seçilsin müzakere masası kurulamayacak. Ancak seçim sürecinde söylenen bu sözler ya yutulacak ya da esnetilmek zorunda kalınacak.”
Özersay’ın açıklamasının tam metni şöyle:
Ersin beyin ve Tufan beyin “ŞARTLARIM KABUL EDİLMEZSE MÜZAKEREYE OTURMAM” yaklaşımı üzerine…
Ersin TATAR 2020’de göreve gelişi ertesinde 2021’de Cenevre’de yapılan gayri resmi Kıbrıs zirvesinde Türk tarafı masaya altı madde koyarken bir gibi görünen ama aslında iki tane olan ÖN ŞART koşmuş, bu olmazsa MÜZAKERELER BAŞLAMAYACAK demişti: “BM Genel Sekreteri BM Güvenlik Konseyi’ne “iki tarafın eşit uluslararası statüsünü ve egemen eşitliğini güvence altına alan bir kararı” sunacak, bu kararı BM Güvenlik Konseyi kabul edecek ve böylece İKİ DEVLET işbirliği yapmak için TAKVİMLİ, ZAMAN KISITLAMASI OLAN müzakerelere başlayabilecekti. O Tarihte Meclis’te muhalefet milletvekili olarak bir konuşma yaparak BU ÖN ŞART yaklaşımını doğru bulmadığımı gerekçeleriyle birlikte izah etmiştim, sonrasında bu ön şart konusunu bizim tarafın bir aşamada vazgeçmek zorunda kalacağı bir pazarlık payına dönüşeceği uyarısını yapmıştım. Nitekim sonradan bu ön şart konusunda bir esneme gelmiş ve BM Güvenlik Konseyi kararı OLMASA DA eğer ÜÇ D formülü kabul edilirse müzakerelerin başlayabileceği ifade edilmişti. Doğrudan uçuş, doğrudan ticaret ve doğrudan temas şeklindeki ÜÇ D formülü de gerçekleşmeyince, Rum tarafı bu konuda da hiçbir adıma sıcak bakmayınca ÖN ŞARTLAR gerçekleşmemiş MÜZAKERELER DE BAŞLAMAMIŞTI. Kaldı ki BM taraflar arasında ORTAK ZEMİN OLMADIĞI İÇİN müzakerelerin başlayamayacağını bizzat kendisi de kabul etmişti. Böylece iki taraf arasında federasyonun ARTIK ORTAK ZEMİN olmadığı da kayıtlara geçmişti. Bu konuda temel eleştirim şuydu: “iki devleti müzakere etmek istiyorsun AMA bunu müzakere etmenin önüne sen bizzat kendin kendi elinle ÖN ŞART koyuyorsun. Yarın Rum lideri sana hade gel iki devleti de müzakere edelim dese sen kendi ön şartın nedeniyle iki devleti müzakere edemezsin”! Sonuçta Ersin bey Türkiye’nin de desteğiyle bu ön şartları koydu, müzakere başlayamadı ve iki devletli çözüm e müzakere edilemedi.
Tufan Erhürman dün akşam MÜZAKERE MASASINA OTURMAK İÇİN kendisinin de ÖN ŞARTLARI olduğunu söyledi, üstelik bir değil birkaç tane! Buna göre “masaya ancak bu şartlarla oturulur” denilen ÖN ŞARTLAR neler? 1) siyasi eşitliğimizi önceden kabul edecek; 2) takvim belli olacak 3) bugüne kadar sağlanan yakınlaşmalar teyide edilecek 4) Hristodulides masadan kaçarsa Kıbrıs Türk tarafı mevcut statükoya dönmeyecek! Siyasi eşitlik Rum tarafının federal çözüm olacaksa “tamam” dediği ama iş yetkilere, karar alma mekanizmalarına katılım şekline ve düzeyine, kritik kurumlarda temsiliyete geldiğinde ÇARK ETTİĞİ bir prensiptir. BM kararlarında siyasi eşitliğin TANIMI olmasına rağmen yıllarca müzakere masasında tecrübeme dayalı olarak gördüğüm şey Rum tarafının, siyasi görüşü ne olursa olsun hiçbir liderin BM’nin yapmış olduğu tanımı KABULE YANAŞMADIĞIDIR. Yani siyasi eşitliğin kabulü Rumlar açısından “tamam” deyip iş içini doldurmaya geldiğinde BİZİM ANLADIĞIMIZ ANLAMDA BİR SİYASİ EŞİTLİĞİ hiçbir zaman kabul etmeyecekleri bir husus olacaktır çünkü diğer tarafın 1960 cumhuriyeti ile bağlantılı olarak “işlevsellik” travması ve takıntısı vardır. Bizim anladığımız anlamda bir siyasi eşitliğin devleti kilitleyeceğine ve sistemin yeniden tıkanması ile birlikte bizim buradan ayrı bir devlet olarak çıkacağımıza inanırlar, bu en büyük korkularıdır. Kaldı ki 2004 yılında BM Genel Sekreteri raporunda da vurgulandığı gibi Rum tarafı “yönetimi ve zenginliği Kıbrıs Türk tarafı ile paylaşmaya” hazır değildir ve bizim anladığımız anlamda bir siyasi eşitliğe tamam demelerini beklemek pek de gerçekçi değildir. Özetle birinci ön şart, “siyasi eşitliği kabul ederim” dedikten sonra süreç içerisinde tıkayacakları bir husustur müzakereye engel teşkil etmeyebilir. Ama Tufan bey “siyasi eşitliği bizim anladığımız anlamda kabul edeceksin” diyorsa, Rum tarafı bunu hiçbir zaman kabul etmeyeceği için müzakerelerin başlama şansı olmayacaktır. Ersin beyin de bir ön şart olarak ortaya koyduğu TAKVİM ve zaman kısıtlaması, bugüne kadar BM tarafından bir kez gerçek anlamda uygulamaya konulmuştur ki o da Annan Planı dönemindeki referandum ile sonuçlanan kesin ve kati takvimdir (ki hakemlik ile de bağlantılandırılmıştır). O tarihten sonra ve o başarısızlıktan sonra BM sadece muğlak ifadeler ile tanımlanmış tarif edilmiş bir süreçten bahsetmiş olmasına rağmen hiçbir zaman kendini BÖYLE BİR TAKVİMLE bağlamamıştır. Bunun sebebi çok basittir: Kıbrıs Rum siyasi liderliği Annan planı tecrübesinden sonra siyasi görüşü ne isterse olsun takvim ile sınırlandırılmış 2004’tekine benzer bir formülü kesinlikle kabul etmez çünkü Kıbrıs Rum toplumu açısından bunun da bir travmaya dönüştüğü çok aşikardır. Son dönemde Kıbrıs Rum tarafından siyasiler ile yaptığımız pek çok görüşmede bu konuda çok katı bir tutumun olduğunu bizzat gözlemlediğimi söylemek zorundayım. Bu nedenle takvimi kabul edeceklerini varsaymak biraz hayalcilik olur. Ve takvimde bir ön şart olarak ısrar etmek demek yine müzakerelerin hiçbir zaman başlayamayacağı anlamına gelebilir. “Rum tarafı masadan kaçarsa Kıbrıs Türk tarafı bu statükoya geri dönmez” şeklinde ifade edilen ve müzakere masasına oturmak için Tufan beyin ortaya koyduğu bir diğer ön şart ise muğlaktır. Eğer buradan kastedilen Rumlar Crans Montanada olduğu gibi “masayı terk ederlerse en baştan Kıbrıs Türklerine doğrudan uçuşu kabul etmiş olurlar veya KKTC tanınır ya da müzakere zemini değişir” gibi bir şey ise, Rum tarafının bunu da kabul etmesini ummak büyük bir yanılgı olur. Öte yandan bu konuda ilave bir ön şart olarak ısrarcı olmak ise yine müzakerelerin başlamasını engeller. Sonuç itibari ile Kıbrıs sorununda ve müzakere süreçlerinde yarım asırdan uzun bir süredir tıkanıklığın esas sebebinin MÜZAKERENİN ŞEKLİ, YÖNTEMİ OLMADIĞINI, tarafların çözümün içeriği yani ESASA DAİR görüş ayrılıkları olduğunu anlamamız gerekir. “İki bölgeli iki toplumlu siyasi eşitliğe dayalı federasyon” her iki taraf tarafından yıllarca dile getirilirken taraflar HİÇ BİR ZAMAN bu cümleden ve bu kavramlardan aynı şeyi anlamadılar. Sonuç olarak bugün Ersin bey döneminde taraflar arasında OLMAYAN ORTAK ZEMİN, yarın Tufan Bey’in seçilmesi durumunda da pek olabilecek gibi görünmüyor çünkü “iki bölgeli ve iki toplumlu siyasi eşitliğe dayalı federasyon istiyorum” demek ORTAK ZEMİNİN oluşması için yeterli değil maalesef. Üzerine dün akşam Tufan beyin belirttiği ön şartları da koyduğumuzda bu olasılık daha da güçlenir.
Görünen o ki Tatar öneminde müzakere mümkün olamadı ama Tufan bey seçilirse onun döneminde de müzakere pek mümkün olamayacak meğer ki söylediklerinden vazgeçsinler…
Birinin döneminde İKİ DEVLETLİ ÇÖZÜM MÜZAKERESİ, diğerinin dönemindeyse FEDERESAYON MÜZAKERESİ bu ön şartlarla olması pek mümkün görünmüyor.
Belli ki kim seçilirse seçilsin MÜZAKERE MASASI KURULAMAYACAK, ya da seçim zamanı söylenen bu laflar yutulmak/esnetilmek zorunda kalınacak…






































