EkonomiGenelKıbrısManşetSiyaset

Rahvancıoğlu: Ekonomik Protokoller, hiç iç açıcı sonuçlar yaratmadı

Bağımsızlık Yolu Genel Sekreter Yardımcısı Münür Rahvancıoğlu, Mayıs TV'de Meltem Sakin'in sunduğu, Mayıs Manşet programına telefon konuğu oldu.

Bağımsızlık Yolu Genel Sekreter Yardımcısı Münür Rahvancıoğlu, Mayıs TV’de Meltem Sakin’in sunduğu, Mayıs Manşet programına telefon konuğu oldu.

Zamlı Fiyatlar Resmi Gazetede Yayınlanmadan Yürürlüğe Giriyor

Ülkede süregelen zamları değerlendiren Rahvancıoğlu, indirim yapılacağı zaman 3-4 gün öncesinden davul zurnayla duyuru yapıldığını ama indirimin bir türlü gerçekleşmediğini ifade etti. Rahvancıoğlu, zam yapıldığını ise zam olduktan sonra öğrendiğimizi ve bunun da kaosa neden olduğunu belirtti. Halkın cebine el atacakları zaman hiçbir engel tanımadıklarının altını çizen Rahvancıoğlu, zamlı fiyatların resmi gazetede yayınlanmadan yürürlüğe girdiğini söyledi.

UBP Yöneticileri Kişisel Kariyerleriyle İlgileniyor

Kriz ortamında kurulan hükümetin ikinci gününde bakan değişikliği yapıldığını, başbakanın ise meclisteki milletvekillerine bakanlık sözü verdiğini belirten Rahvancıoğlu, Ulusal Birlik Partisi’nin yöneticilerinin halkın sıkıntıları ile değil kendi kişisel kariyerleriyle ya da elde edebilecekleri imkanlarla ilgilendiklerini söyledi.

Ekonomik Protokoller, Hiç İç Açıcı Sonuçlar Yaratmadı

Ekonomik protokollerin Türkiye’de hazırlanarak buradaki hükümetlerin önüne konulduğunu ifade eden Rahvancıoğlu, “Bu protokollerin içeriği gerçekten sır gibi saklanıyor mu yoksa sakladığını düşündüğümüz insanlar da mı içeriğin ne olduğunu bilmiyorlar mı bundan emin olamıyoruz. Çünkü onlar dahi tam anlamıyla protokollerdeki konulara vakıf olmayabiliyorlar. Ne yapmaları gerektiği kendilerine aktarılması gerekiyor ki, bunları allayıp pullayıp halka satmaya çalışacaklar. Bugüne kadar yaşadığımız bütün deneyimlerden biliyoruz ki hazırlanan ekonomik protokoller çalışanlar açısından hiç de iç açıcı sonuçlar yaratan süreçler olmadılar. Protokoller, hep sermayenin kar oranlarının artmasıyla, yatırımlarının gelişmesiyle, ultra zenginlerin daha fazla zengin olmasıyla ilgili olarak ve onların deyimi ile piyasadaki çarkın dönmesi için hazırlanmıştır” diye konuştu.
Rahvancıoğlu, emekçilerin, çalışan insanların, esnafın ve kendi nam ve hesabına işletme yürüten kişilerin çarkının dönmesinin gelmiş geçmiş hiçbir hükümetin ve onların önüne bu protokol metinlerini koyan Türkiye Hükümeti’ni ilgilendirmediğini söyledi.

Hayat Pahalılığının Maaşlara Yansıtılmaması Ciddi Sıkıntılara Neden Olur

Her şeyin zamlandığı bir düzende hayat pahalılığının maaşlara yansıtılmayacak olmasının ciddi sıkıntılara neden olacağının altını çizen Rahvancıoğlu, kamu emekçilerinin gelirinin düşmesi emekçi kesimin de gelir düzeyinin düşeceği anlamına geldiğini belirti. Hayat pahalılığının yansıtılmasının dondurulmasına ya da kaldırılmasına karşı mücadele edilmesi gerektiğini vurgulayan Rahvancıoğlu, bu hakkın özel sektör emekçileri için de yaygınlaştırılması için mücadelenin önemine dikkat çekti.

Rahvancıoğlu, hayat pahalılığı oranlarının özel sektördeki asgari ücrete de yansıtılması ve asgari ücretin ise en düşük kamu maaşına endekslenmesi gerektiğini söyledi.

Rejim Hükümeti ve Rejim Muhalefeti Birbirlerini Bütünlüyor

Mecliste yaşanan “Yüce-Cüce” tartışmasını değerlendiren Rahvancıoğlu, “Meclise yüce diyorsanız ve değer veriyorsanız meclis sıralarını boş bırakmamanız ve görevinizin başında olmanız gerekiyor. Mecliste hükümet milletvekilleri olmadığı zaman nisabı sağlamama pratiği ile muhalefet de aslında benzer bir tutum takınıyor. Özünde Doğuş Hanım’ın söylediğine katılıyorum, meclis açık olduğu zaman ve oturum sırasında milletvekillerinin görevlerinin başında olması gerekiyor. Ama orada olup olmamayı siyasal bir mücadele biçimine çevirdiğiniz zaman, yani hükümet nisabı sağlayamıyorsa biz de muhalefet olarak onların nisabına yardımcı olmayalım tutumu takınıldığında, aynı şekilde muhalefet konuşurken biz de koltuklarda oturmayız tavrının karşılık bulması çok da şaşırtıcı değil. O yüzden biz, mecliste bulunan rejim hükümeti ve rejim muhalefetinin farklı tutumlar geliştirmediklerini, birbirlerini bütünlediğini düşünüyoruz” dedi.

Hükümette bir bakanlık değişimi söz konusu olacaksa Ulusal Birlik Partisi’nin vaat ettiği tek şey olan “istikrar”ının sorgulanması gerektiğini belirten Rahvancıoğlu, partinin iktidar olmayı beceremediği gibi hükümet olmayı da beceremediklerini söyledi.

Kamu Sendikaları Halkın Genel Taleplerini Ortaya Koymalıdır

Ülkenin özellikle emekçiler açısından ciddi bir ekonomik kriz yaşadığını ifade eden Rahvancıoğlu, her kesimin kendi alanı için mücadele etmesinin anlamlı olduğunu belirti. Rahvancıoğlu, “Esnaf ve Zanaatkalar ayrı eylemler düzenliyor, halkın çeşitli eylemler planlayıp gerçekleştiriyor, kamu emekçilerinin sendikaları grev ve eylemlerle sesini duyurmaya çalışıyor. Burada esas olan, bu eylemlerin birleştirilmesi ve en genel çıkarları ifade edecek bir zeminde halkın geneline yayılabilmesidir. En geniş örgütlü kesimlerin temsilcisi olan kamu sendikaları yaşadıkları sıkıntılarla ilgili mücadelelerini yürütür ve taleplerini yükseltirken halkın genel sorunlarını kapsayıcı bir genel talepler listesini ortaya koymaları gerekir. Aksi takdirde, bu büyük saldırı ve yoksullaştırma politikası karşısında gücümüzü birleştiremezsek zayıf kalacağız. Burada da kamu sendikalarına büyük görevler düşüyor. Yoksa herkes kendi mevziisini ve yalnız başına savunmak zorunda kalacak” diye konuştu.

Önleyici Sağlık Hizmetimiz Yok

Önleyici sağlığın, kaybedildikten sonra tekrar sağlanacak şekilde mücadele edilecek bir olgu olmadığını söyleyen Rahvancıoğlu, kaybedilmemesi için gerekli önlemlerin alındığı bir süreç olarak tanımlandığını belirtti. Bizim, önleyici sağlık diye bir hizmetimiz olmadığını ifade eden Rahvancıoğlu, gıda güvenliğimizin, yediğimiz içtiğimizin, soluduğumuz havanın, yaşadığımız çevrenin, giydiğimizin denetlenmediğini ve sağlığımıza nasıl etkide bulunacağı konusunda hiçbir politika olmadığını söyledi.

Rahvancıoğlu, “Trafikteki yoğunluktan dolayı sürekli egzoz solumamızın, yeşil alanlarımızın olmamasının, gıda üretimi ve gıda güvenliği ile ilgili neredeyse hiçbir mekanizmamızın olmamasının, yanmış olan devlet laboratuvarımızın dahi düzeltilmemiş olmasının sıkıntıları doğrudan sağlığımızla bağlantılıdır. Devlet hastanelerine hiçbir yatırımın yapılmadığı, cihazın alınmadığı, personel eksikliklerinin hat safhada olduğu, var olan personelin de taşeron firmalardan sağlanıp her işin yaptırıldığı, hemşire ve doktor alınmadığı, alınsa da göç yasasından istihdam edildiği koşullarda yaşıyoruz. Bütün bunlar beceriksizlik veya iş bilmezliğin ürünü olamaz. Her şey bu kadar özel hastanelere yönelik gelişmişken bunun bir tesadüften ibaret olduğunu düşünmemizi bekleyemezler. Ülkede, özel sağlık kuruluşları semirtilebilsin, insanlar sağlığını kaybetsin de oralara para aktarsın diye kurulmuş bir mekanizma; sağlığımızı önce kaybettirip sonra da devlet tarafından karşılanamayan hizmetlerden yararlanmak için sermayeye yatırım yapmamıza zorlayan hükümet ve devlet yapısı var. Bu bir sosyal devlet değildir, anayasada yazan en temel sağlık hakkının devlet tarafından karşılanmak zorunda olduğu bir mekanizma değildir. İlaçların sadece devlet eczanesinde değil, özel eczanelerde bile bulunamaması kabul edilebilir değildir” dedi.

Diğer Haberler