KKTC’li piyanist Rüya Taner yaşadığı zorlukları anlattı: “Yarışmalardan diskalifiye edildim”
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) önde gelen piyanistlerinden Rüya Taner, KKTC vatandaşı olması nedeniyle müzik hayatında bazı engellemelerle karşılaştığını belirterek, “Tanınmamış olmanın yarattığı ambargolar, yaptığım sanat faaliyetlerinde de bazı sıkıntılara yol açtı. Uluslararası yarışmalar bizler için çok önemliydi. Ancak bunu İngiltere dışına taşıyamadım” ifadelerini kullandı.

Müzisyen bir aileden gelen Rüya Taner, KKTC’nin yetiştirdiği en önemli piyanistler arasında yer alıyor. Bando çalışmalarıyla adanın müzik hayatına önemli katkılar sağlayan dedesi Zeki Taner, Kıbrıs Türk Devlet Senfoni Orkestrası ve Korosu’nun kurucusu babası Yılmaz Taner’in ışığında müzik çalışmalarını sürdüren Taner, KKTC Toplumsal Direniş Bayramı ve Silahlı Kuvvetler Günü kutlamaları kapsamında Ankara’da özel bir konser verdi. Konserde klasik eserlerin yanı sıra babası Yılmaz Taner’in bestelediği “Mücahitler Marşı”nı, yine babasının şefliği eşliğinde seslendirdi. Taner, konser için geldiği Ankara’da NEFES’e özel açıklamalarda bulundu.
TÜRKÜLERİ NOTALARA DÖKTÜ
Pandemi döneminde “Bir Kıbrıs Rüyası” isimli albüm çalışmasına imza atan Taner, “Geceleri yaptığım bazı çalışmalar, halk ezgileriyle birleşerek nota albümünde toplandı. Türküler bir milletin yaşam tarzını anlatır. Babamın 1974 sonrası köy köy dolaşarak derlediği kitaptan da örnekler alarak hem Kıbrıs’ımızın hem Türkiye’mizin türkülerinden ve marşlarından oluşan, kendi duyuşumla hazırladığım bir nota albümü çıkardım. Konserlere gittikçe bu albümü de tanıtıyorum. Önümüzdeki yıl İngiltere’de bu çalışmanın bir video kaydı ve tanıtımı olacak. Albümde yer alan ‘Bahçada Kuzu’ türküsüyle Kıbrıs’ımızın hayat felsefesini, yaşam tarzını anlattığımızı söyleyebilirim. Babamın bestelediği ‘Mücahitler Marşı’ da var. Kurucu Cumhurbaşkanımız Sayın Denktaş’ın vefatından sonra bestelediğim ‘Özgürlük Marşı’ da yine bu albümde yer alıyor. ‘Yine Bir Gün Nihal’, ‘Aman Avcı’, ‘Çanakkale Türküsü’ de albümde yer alan bazı eserler arasında. Şimdi de ikinci kitabın hazırlıklarını sürdürüyorum.” diye konuştu.

“BİRBİRİMİZ OLMADAN VAR OLAMAYIZ”
Türkiye’nin kendileri için ana vatan olduğunu ifade eden Rüya Taner, Türkiye’ye olan bağını şu sözlerle anlattı:
“Bugün Türkiye olmasaydı, herhalde ben de bugün burada sizinle konuşuyor olamazdım. Her şeyi bir bütün olarak görüyoruz. Biz ‘yavru vatan’ olarak, Türkiye’miz var oldukça var olacağız. Bu da bize büyük mutluluk ve gurur veriyor. İki ülke birbirimiz olmadan var olamayız diye düşünüyorum.”
“ARZU ETTİĞİM NOKTAYA DAHA ERKEN ULAŞABİLİRDİM”
Kıbrıslı olmanın getirdiği bazı sorunlar olduğuna değinen Taner, adalı kimliği nedeniyle müzik kariyeri boyunca çeşitli problemlerle karşılaştığını anlattı. Kıbrıslı piyanist, “Tanınmamış olmanın yarattığı ambargolar, yaptığım sanat faaliyetlerinde de bazı sıkıntılara yol açtı. Takdir edersiniz ki, eğitim sürecinde ve o yıllarda uluslararası yarışmalar bizler için çok önemliydi; tanınmamız ve isim yapmamız açısından. Ancak bunu İngiltere dışına taşıyamadım. Çünkü Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti olarak temsil etmem gerekiyordu. O dönemlerde Türk pasaportum ve vatandaşlığım yoktu. Kıbrıs’ı temsil etmem söylendiğinde ise bu, Rum Cumhuriyeti’ni temsil etmek anlamına geliyordu. Bu nedenle yarışmalara katılamadım. Bazılarından diskalifiye edildim. Çalışmalarımı daha çok konserler aracılığıyla tanınmaya yönelik sürdürdün. Ama hala bununla ilgili uğraşıyorum. Belki arzu ettiğim noktaya daha erken ulaşabilirdim” diye konuştu.
“BİLİNMEYEN ESERLERİ GÜNYÜZÜNE ÇIKARIYOR”
En sevdiği besteciler arasında Mozart ve Liszt’in olduğunu söyleyen sanatçı, son yıllarda daha az çalınan eserlere yöneldiğini belirtti. Taner, yeni çalışmalarıyla ilgili olarak şu bilgileri verdi:
“Bu yıl başlattığım ‘Avrupa’nın Tatlı Suları’ adlı CD projesinden sonra şimdi de ‘Asya’nın Tatlı Suları’ projesi üzerinde çalışıyorum. Bu, İpek Yolu’nu takip eden bir proje. Kuzey Kıbrıs’tan başlayarak Türkiye, Azerbaycan, Türkmenistan, Rusya gibi ülkelerden bestecilerin eserlerini bir araya getiriyorum. Bu eserler genellikle ya zor oldukları için ya da dinleyiciye çok tanıdık gelmediği için fazla çalınmıyor. Ben de bu eserleri gün yüzüne çıkarmaya çalışıyorum. Bu projelerle keyifle dolaşıyorum. Geçtiğimiz hafta Portekiz ve İspanya turnem vardı. Festivallerde sahne aldım. Umarım önümüzdeki sezonda da devam edecek.”
“KENDİMİ BİR ATLET GİBİ HİSSEDİYORUM”
Performansını koruyabilmek için her gün piyano başına geçtiğini söyleyen sanatçı, çalışma temposuyla ilgili olarak şunları söyledi:
“Kendimi bir atlet gibi hissediyorum. Formumu koruyabilmek için günde en az 3-4 saat çalışıyorum. Hazırlamam gereken çok yoğun bir repertuvar var. Bazen bu süre 8-10, hatta 12 saate kadar çıkabiliyor. Çünkü sadece notaları çalmakla bitmiyor; yorumlamak, ezberlemek de zaman alıyor. Çalışmalarımı kayda alıyorum. Kayıtları dinleyip kendi kendime eleştiriler yapıyorum. Bu nedenle çalışmalarım uzun sürüyor.”
“39 YIL SONRA DİNLEMEYE ALIŞABİLDİM”
Babası Zeki Taner’in 1950’li yılların başında kurduğu Lefkoşa Türk Lisesi’nin tarihi bandosunu Sevda Cenap And Müzik Vakfı’nın katkılarıyla 57 yıl sonra yeniden hayata geçiren Yılmaz Taner de kızı Rüya Taner’le birlikte Ankara’ya geldi. KKTC’nin müzik hayatına önemli katkılarda bulunan besteci, eğitimci ve orkestra şefi Yılmaz Taner, kızı Rüya Taner’le ilgili olarak şunları söyledi:
“Bana sorarlar: ‘Kızınız çok yetenekli, siz mi yetiştirdiniz?’ diye. Hiç öyle değil derim. Evet, yeteneğe inanıyorum ama bence yetenek ancak yüzde 30 etkilidir. Geri kalan yüzde 70 ise bu yeteneği kullanma becerisi, disiplinli ve kararlı bir çalışma ile büyük fedakarlıklar gerektirir. Ancak bunlar sağlandığında sahneye çıkabilirsiniz. Her şeyin mükemmel olması için, elimden gelen ne varsa onu yaparım. Bu, benim görevim ve en belirgin özelliğimdir zaten. Babalar, kızlarının en küçük hatasını bile kolay kolay affetmez. Bu yüzden bana çok fazla fırsat tanımadı ama gerektiğinde bu konuda birbirimizi iyi anlarız. Rüya’yı sahnede, 40 yıllık sanat hayatım boyunca ancak son bir yıldır rahatlıkla salonda izleyebiliyorum. Bir sanatçının bir resitalde ya da konserde içinde bulunduğu atmosferi, duyguları ve piyanodaki hareketliliği çok iyi bildiğim için o heyecana dayanamıyorum. Dolayısıyla, ancak 39 yıl sonra yavaş yavaş alışmaya başladım.”
YETENEKLİ ÇOCUKLAR YASASI İLE İNGİLTERE’YE GİTTİ
Rüya Taner, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin yetiştirdiği en önemli piyanistlerden biri. Müzik eğitimine babası Yılmaz Taner ile başlayan Taner, 1983 yılında ‘Yetenekli Çocuklar Yasası’ kapsamında devlet bursuyla İngiltere’ye gönderildi. Londra’daki Guildhall School of Music & Drama’da Prof. Joan Havill ile çalıştı ve ‘Konser Piyanisti’ unvanıyla mezun oldu. Uluslararası pek çok yarışmada, özellikle Mozart ve Liszt alanlarında ödüller kazandı. Sanat yaşamı boyunca 80’den fazla ülkede solo konserler verdi, birçok orkestrayla sahne aldı ve uluslararası yarışmalarda jüri üyeliği yaptı. Halen KKTC Cumhurbaşkanlığı Sanat Danışmanı olarak görev yapan Rüya Taner, aynı zamanda her yıl düzenlenen Bellapais Müzik Festivalinin de sanat yönetmenliğini yürütmektedir.






































