
Yine bir deprem gerçeği ile karşı karşıyayız. Bu gerçek Kıbrıs’ın kapısını her zaman çalıyor, kendini hatırlatıyor ve her fırsatta “ben buradayım” diyor. Son günlerde de bunu gözümüze sokmaya, ada insanını ciddi ciddi uyarmaya başladı. Fakat asıl tedirginlik yer kabuğunun değil, kurumların çatlakları. Yasalar mevcut: İmar Yasası, Belediyeler Yasası, KTMMOB ve Müteahhitler Yasası… Buralarda da yükümlülükler fazlasıyla açık. Fakat tüm bunları sahada doğrulayacak, uygulayacak irade maalesef eksik.
Başbakan Ünal Üstel geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada “Devlet olarak tüm deprem önlemlerimizi aldık, hazırlıklıyız.” diyor.
Peki gerçekten öyle mi? Ya da tam olarak neye hazırlıklıyız?
Hiç kimse kusura bakmasın ama bu sözler ancak altı doldurulduğunda anlamlıdır; aksi takdirde halkın gözünde yine ‘miş’ gibi bir siyasi cümleden öteye geçmez.
Soruyorum sayın Başbakanım:
* Okulların ve kamu binalarının dayanıklılık raporları hazırlandı mı?
* Riskli binalar için tespit ve güçlendirme planları oluşturuldu mu, uygulanıyor mu?
* Belediyelerin denetim kapasitesi hangi düzeyde? Artırıldı mı? Hangi görev ve sorumluluklar verildi?
* Müteahhit ve malzeme denetimleri düzenli ve bağımsız şekilde yapılıyor mu?
* Ülke genelinde riskli yapı envanteri hazırlandı mı?
* Doğal afet toplanma alanları ilan edildi mi?
* Bu yıl kaç kez deprem tatbikatı yapıldı?
* Afet bütçesinin nereye harcandığı şeffafça açıklandı mı?
Bu soruların her biri, bir devlet için en temel sorumluluklardır.
Ama üzülerek belirtmeliyim ki, sahadaki tablo bu soruların hiçbirine “evet” denemeyeceğini gösteriyor.
Altını çiziyorum: Aşağıdaki paragraf bu soruların cevabı değildir; tam tersine, neden cevap verilemediğinin fotoğrafıdır.
Deprem yönetmeliğine uygun projeler hazırlandığı söyleniyor; ancak belediyelerde ve ilgili kurumlarda teknik personel yetersiz. Malzeme denetimi düzensiz; bağımsız yapı denetimi ise hâlâ gerçekleşmeyen bir hedef. Okulların ve kamu binalarının dayanıklılık raporları tamamlanmadı. Güçlendirme bekleyen yapılar yıllardır kaderine terk edilmiş durumda. Sivil Savunma’nın koordinasyon yükümlülüğü kâğıt üzerinde dursa da toplanma alanları ilan edilmedi, tatbikat yapılmadı, halk ne yapacağını bilmiyor. Ülke genelinde riskli yapı envanteri yok; afet bütçesinin nerede kullanıldığına dair şeffaf bir açıklama ise hiçbir zaman yapılmadı.
Üstelik Kıbrıs adasının deprem geçmişi, bugünkü riskin ne kadar somut olduğunu açıkça hatırlatıyor. Tarihsel kayıtlara göre 11 Mayıs 1222’de Baf merkezli 7–7.5 büyüklüğünde bir deprem ve ardından tsunami yaşandı. 1953’te yine Baf’ta 6.5 büyüklüğünde bir depremde onlarca insan hayatını kaybetti, yüzlerce yapı yıkıldı. 1996’daki 6.5 civarındaki sarsıntı yine ölümlere ve paniğe yol açtı. En son 11 Ocak 2022’deki 6.6 büyüklüğündeki deprem tüm adada hissedildi. Bu örneklerin tamamı, bölgenin aktif, biriken enerjiyi her an boşaltmaya hazır bir fay hattı olduğunu gösteriyor.
Konu şu ki; bu mesele öyle siyasal palavralarla geçiştirilecek kadar hafif değil. Üstelik niyet olduktan sonra yeni bir yasaya bile gerek yok. Tüm kamu binaları ve okulların dayanıklılık taramaları hızla yapılabilir. Belediyeler ve üniversiteler iş birliği ile sağlam ve riskli bina envanteri çıkarılabilir. Riskli yapıların boşaltılması ve güçlendirilmesi için planlama yapılabilir. Belediyeler teknik ekiplerini güçlendirip denetimleri sıklaştırabilir. Sivil Savunma ve belediyeler mahalle bazlı toplanma alanlarını ilan eder, dijital haritalar yayınlayabilir. Okullarda yılda en az iki tatbikat zorunluluğu getirilebilir. Müteahhitler için eğitim ve sınav sistemi oluşturulabilir, yetersiz firmaların lisansları askıya alınabilir. Devlet ve belediyeler afet bütçesi ve hazırlık raporlarını her yıl şeffaf biçimde yayımlayabilir.
Ama dediğim gibi, mesele bilgi ya da yasa değil; mesele niyet.
Bizde ise iş sıklıkla tribünlere oynama ve şakşak kültürüyle yürüyor.
Evet, deprem engellenemez; fakat yıkımın boyutu insan iradesiyle değiştirilir. Kıbrıs’ta eksik olan tek şey bilgi değil; niyet ve kararlılık. Bugün harekete geçilirse kayıplar azaltılabilir. Ama susulursa, yarın konuşacak kimse kalmayabilir.
Deprem değil, ihmaller öldürür. Devlet öldürür.
Ve bunu değiştirmek hâlâ bizim elimizde






































