
Kış aylarında su tüketimi belirgin biçimde azalırken, vücudun fizyolojik gereksinimi değişmez. Soğuk havada susama hissinin %30–40 oranında baskılandığı bilimsel çalışmalarda gösterilmiş olup, bu durum özellikle metabolik fonksiyonların yavaşladığı dönemlerde sıvı dengesini daha kritik hâle getirir. Su; hücresel metabolizmadan termoregülasyona, sindirimden bağışıklık yanıtına kadar çok geniş bir biyolojik sürecin temel bileşenidir.
Güncel rehberler, yetişkin kadınlarda günlük 2–2,5 litre, erkeklerde 2,5–3 litre sıvı tüketimini önermektedir. Emziren bireylerde bu gereksinim yaklaşık 700 ml artmakta; sporcularda ise egzersizin yoğunluğuna bağlı olarak her 30 dakikalık aktivite için 250–500 ml ek sıvı önerilmektedir. Yaşlı bireylerde susama mekanizmasının daha zayıf çalışması nedeniyle düzenli sıvı hatırlatmaları klinik açıdan önem taşır.
Kış aylarında yetersiz sıvı alımı; cilt kuruluğu, baş ağrısı, kabızlık, halsizlik, dikkat azalması ve spor performansında düşüş gibi pek çok sağlık sorununa zemin hazırlayabilir. Dolayısıyla su tüketimini artırmak bu noktada çok önemlidir.
Kış aylarında bitki çayları, maden suyu, çorbalar, su içeriği yüksek sebzeler ve şekersiz içecekler toplam sıvı alımına katkı sağlasa da, literatür; hiçbir içeceğin suyun yerini tam olarak tutmadığını göstermektedir.
Sıvı tüketimini artırmanın en etkili yöntemlerinden biri, suyu gün içine yaymaktır. Çalışma masasında veya çantada görünür bir su şişesi bulundurmak, saat başı birkaç yudum su içme alışkanlığını destekler. Bu yaklaşım, klinik pratikte davranış değişikliğini en kalıcı kılan yöntemlerden biri olarak kabul edilir. Bu davranış değişikliği sonucu edinilen yeterli sıvı tüketimi alışkanlığının, sağlığı koruyucu bir strateji olduğu unutulmamalıdır.






































