Grand Pasha Nicosia
Ezic
Serena Butik
Omag Intense
Shopoint
EMU Kurum İndirimi
Visit NCY
SOS Çocukköyü
Piabella
Vestel KKTC
Grand Sapphire Resort
SEMKA
Merit Hotels
Card Plus
Altınbaş Üniversitesi
GenelKıbrısManşetSiyaset

Avcıoğlu: Ekonomi ve Enerji Bakanlığından enerjide skandal tüzük!

Halkın Partisi MYK Üyesi ve Enerji Komitesi Başkanı Yusuf Avcıoğlu, Ekonomi ve Enerji Bakanlığı tarafından gündeme getirilen yeni Yenilenebilir Enerji Kaynakları (YEK) Tüzüğü taslağına sert tepki gösterdi.

California Restaurant
Airtech Kıbrıs
Zenith Özyalçın
GAÜ

Halkın Partisi MYK Üyesi ve Enerji Komitesi Başkanı Yusuf Avcıoğlu, Ekonomi ve Enerji Bakanlığı tarafından gündeme getirilen yeni Yenilenebilir Enerji Kaynakları (YEK) Tüzüğü taslağına sert tepki gösterdi.

Bakanlığın modern enerji vizyonundan ve mühendislik tabanından tamamen uzak kararlara imza attığını vurgulayan Avcıoğlu, hazırlanan taslağın yapısal sorunları çözmek yerine sisteme yeni dahil olmak isteyen aboneleri cezalandırdığını, kayıt dışılığı meşrulaştırdığını ve kısıtlı ülke kaynaklarını riske atan bir rant düzeni yarattığını belirtti. Avcıoğlu, uluslararası standartlar ve altyapı hazırlığı yapılmadan yangından mal kaçırır gibi hazırlanan bu tüzüğün adayı bir saatli bombaya çevireceğini ifade ederek hükümete “Bu geri dönülmez hatadan derhal vazgeçin” çağrısında bulundu.

Yusuf Avcıoğlu’nun açıklamasının tamamı şöyledir:

“Ekonomi ve Enerji Bakanlığı tarafından gündeme getirilen yeni YEK (Yenilenebilir Enerji Kaynakları) Tüzüğü taslağı, ne yazık ki modern enerji vizyonundan, mühendislik tabanından ve hukuki ile teknik denetimlerin ciddiyetinden tamamen uzaktır.

KKTC’de yenilenebilir enerjinin geleceğini planlamak; teknik altyapıyı, adalet mekanizmasını ve kamu güvenliğini gözeten bütüncül bir devlet politikası gerektirir. Ancak önümüzdeki taslak, mevcut yapısal sorunları çözmek bir yana, sisteme yeni dahil olmak isteyen aboneleri kayıt dışılığa teşvik eden ve kısıtlı ülke kaynaklarını riske atan bir “cezalandırma ve rant” tüzüğüne dönüşmüştür.

YENİ GÜNEŞ ENERJİSİ ABONELERİNE YÖNELİK DÖRTLÜ CEZALANDIRMA MODELİ

Mevcut mahsuplaşma (Net-Metering) sisteminin, zamanında yapılmayan teknik ve mali düzenlemeler nedeniyle, GES sahibi olmayan abonelerin sırtına ciddi bir maliyet yüklediği gerçektir. Bu adaletsizliği geçmişte de defalarca dile getirdik ve sistemde düzenleme yapılması, evet, kaçınılmazdır. Ancak bakanlığın getirdiği çözüm; teknik planlama hatasını akılcı yöntemlerle düzeltmek değil, tüzük değişikliği sonrasında yalnızca depolamasız mahsuplaşma sistemi kurmak isteyecek yeni aboneleri cezalandırmaktır.

Yeni tüzük sonrasında sisteme depolamasız dahil olmak isteyecek vatandaşların önüne konulan model şudur:

I. %60 Mahsuplaşma Oranı (%40 Kesinti): Yeni kurulacak depolamasız sistemlerde, abonenin şebekeye verdiği temiz enerjinin %40’ına teknik ve mali gerekçe sunmadan el koymak, yatırımların geri dönüş süresini imkânsız kılmaktır.

II. Pik Saatlerde Mahsuplaşma Yasağı: Güneşin en aktif olduğu saatlerde aboneyi sistemin dışına itmek, şebeke işletmeciliğindeki yönetim acziyetinin faturasını yeni güneş enerjisi sistem sahiplerine kesmektir.

III. Pik Saat Tüketimine En Pahalı Dilim: Abonenin kendi ürettiği saatte şebekeden çekeceği elektriği en yüksek tarifeden faturalandırmak, teknik bir optimizasyon değil, mali bir barikattır.

IV. Asgari Ücrete Endeksli Şebeke Kullanım Ücreti: Dünyada şebeke kullanım ücretleri (Grid Access Charge / Wheeling Fee), kW veya kWh bazında teknik maliyet analizlerine göre belirlenir. Bu ücretin asgari ücrete endekslemesi, dünyada eşi benzeri olmayan, tamamen popülist ve mühendislik dışı bir yaklaşımdır.

“DÜNYA “NET-BİLLİNG” VE “AKILLI TEŞVİK” SİSTEMLERİNE GEÇERKEN BİZ NEDEN YANLIŞ YAPIYORUZ?”

Dünyadaki gelişmiş şebeke uygulamalarına baktığımızda, örneğin AB ülkeleri ve ABD’nin öncü eyaletleri, şebeke stabilitesini korumak ve yeni sistemleri sisteme entegre etmek için Net-Metering (Birebir Mahsuplaşma) sisteminden hızla Net-Billing (Net Faturalandırma) sistemine geçmektedir.

Net-Billing sisteminde yeni abonenin ürettiği enerji, o anki piyasa takas fiyatı veya marjinal maliyet üzerinden anlık olarak satın alınır; şebekeden çektiği enerji ise perakende fiyat üzerinden faturalandırılır. Bu sistem, yeni yatırımcıyı cezalarla korkutarak değil, ekonomik sinyallerle kendiliğinden “akü yatırımı yapmaya” veya “enerjiyi üretim anında tüketmeye”, yani öztüketime teşvik eder. Bunun için şebekenin cezalarla boğulması değil, Bakanlık ve Kurum tarafından Gelişmiş Ölçüm Altyapısı dönüşümünün tamamlanması gerekir. Bizde ise altyapı yatırımı yapılmadığı için yeni aboneye ceza mekanizması dayatılmaktadır.

Üstelik dünya sadece Net-Billing ile de sınırlı kalmamaktadır. Günümüzde dağıtık üretim sistemlerinin yönetimi için Sanal Güç Santralleri (Virtual Power Plant – VPP) ve Dinamik Zaman Tarifeli (Time-of-Use – TOU) akıllı fiyatlandırma modelleri eksiksiz çözümler olarak uygulanmaktadır. Bu gelişmiş metotlarda, tüketiciler şebekeye bir yük değil, şebekeyi dengeleyen aktif birer paydaş (prosumer) haline getirilir; üretim ve depolama kapasiteleri yapay zekâ tabanlı merkezi yazılımlarla şebeke frekans kontrolüne dahil edilir. Biz ise bu modern yaklaşımları tartışmak yerine, aboneyi sistemin dışına itecek ilkel yasaklarla meşgul oluyoruz.

KONTROLSÜZ AKÜ ZORUNLULUĞU, PROJELENDİRME EKSİKLİĞİ VE STANDART KAOSU

Yeni tüzükle birlikte konutlar dahil tüm yeni güneş enerjisi sistemlerinde dolaylı olarak akü ile depolama zorunluluğu getirilmektedir. Akü ile depolama (BESS – Battery Energy Storage System), şebeke esnekliği için dünya trendidir. Ancak bu trend, arkasında devasa standartlar ve güvenlik kütüphanesiyle yürür. Bakanlığın taslak tüzüğünde bu standartların hiçbiri yer almamaktadır.

Gelişmiş ülkelerde bir konuta veya işletmeye akü kurulabilmesi için sistem ve hücre güvenliğinde IEC 62619 ve UL 1973, şebeke entegrasyonunda IEEE 1547 ve EN 50549, yangın güvenliğinde ise NFPA 855 standartlarına tam uyum aranır. Bizim tüzüğümüzde ise sadece “akü takılacak” denmektedir. Hangi kimyayla akü? LFP mi, NMC mi, Kurşun-Asit mi? Hangi güvenlik duvarı? Hiçbiri yok!

Avrupa ve gelişmiş dünya ülkelerinde, yüksek patlama ve termal kaçak (thermal runaway) riski barındıran NMC (Nikel-Mangan-Kobalt) veya çevreye kurşun ve asit salınımı riski yüksek eski nesil kurşun-asit aküler yerine; döngü ömrü çok daha uzun, ısıl kararlılığı yüksek ve yangın riski daha düşük seviyede olan Lityum Demir Fosfat (LFP) kimyası özellikle tercih edilmekte ve teşvik edilmektedir. Taslak tüzük ise bu kimyasal standartlardan tamamen bihaberdir.

Daha da vahimi, bina elektrik tesisatlarında veya fotovoltaik enerji sistemlerinde olduğu gibi, akülü sistemlerin de mühendislik esaslarına göre projelendirilmesi ve denetlenmesi gerekir. DC/AC sigortalar, aşırı akım devre kesiciler, aşırı gerilim koruyucular ve batarya yönetim sistemleri (BMS) gibi güvenlik ekipmanlarının seçimi, yerleşimi ve kablolama standartları yasal prosedürlerle tanımlanmalı; kurulumların yetkili elektrik mühendisleri tarafından çizilen projelere uygunluğu Kurum ve odalar tarafından onaylanmalıdır. Mevcut tüzük taslağında bu zorunlu projelendirme ve denetim mekanizmasına dair tek bir satır dahi yoktur.

KAYIT DIŞILIK MEŞRULAŞIYOR, YENİ TÜZÜK KAÇAK SİSTEM KURULUMUNU TEŞVİK EDİYOR

Ülkemizde halihazırda mevcut YEK tüzüğüne göre kaçak statüde olan, denetlenmemiş 1000’in üzerinde depolamalı güneş enerjisi sistemi bulunmaktadır. Yeni tüzük, bu mevcut tehlikeyi ortadan kaldıracak bir af, kayıt altına alma veya teşvik mekanizması barındırmamaktadır. Dahası, kaçak kurulum yapanlara yönelik hiçbir idari ve adli yaptırım/ceza da tüzükte tanımlanmamıştır.
Yeni tüzük yürürlüğe girdiğinde, sisteme yeni girecek bir abonenin önüne konulan tablo şudur:

I. Yasal Yoldan Başvuru (Depolamalı): Bürokratik engeller, yasal limit kotaları, 1 yılı aşan bekleme süreleri, akünün deşarj kontrolünün Kurumun istediği saatlerde olması zorunluluğu, kayıtlı sistemin getireceği ek mali yükler ve yeni denetim prosedürlerinin eksikliği.

II. Kaçak Kurulum: Sıfır denetim, sıfır ceza, sıfır bekleme süresi ve sıfır ek mali yük.
Bu parametreleri yan yana koyduğunuzda, bu tüzük dürüst vatandaşı bürokrasiyle ve kuralsız zorunluluklarla boğan, usulsüzlüğü ve yeni kaçak sistem kurulumunu teşvik eden bir mekanizmaya dönüşecektir.

İTFAİYE TEŞKİLATIMIZIN HAZIRLIKSIZLIĞI VE YANGIN GÜVENLİĞİ TEHDİDİ

Piyasa rekabeti adı altında, maliyetleri düşürmek için tamamen yetkisiz ve sertifikasız kişilerin yapmakta olduğu veya yapacağı merdiven altı akü kurulumları, ülkemizi kelimenin tam anlamıyla bir yangın riskinin eşiğine getirmektedir. Lityum-iyon batarya yangınları geleneksel yöntemlerle, yani sadece su sıkarak söndürülemez; yangın esnasında çevreye hidrojen florür gibi ölümcül toksik gazlar salar.

Burada sormak gerekir: Gerek fabrika üretim hatasından gerekse yetkisiz kişilerin kurulum hatalarından kaynaklı olarak konutlarda ve binalarda çıkabilecek bu özel akü yangınlarına karşı İtfaiye Teşkilatımız doğru ekipmana ve bütçeye sahip midir? İtfaiye personelimize bu yeni nesil kimyasal yangınlara müdahale edebilmeleri için gerekli teknik eğitimler verilmiş midir veya planlanmış mıdır? Altyapısını ve savunma mekanizmasını hazırlamadığınız bir teknolojiyi, tüm ülkeye zorunlu kılarak yaygınlaştırmak halkımızın can ve mal güvenliğini doğrudan tehlikeye atmaktır.

ADA ÜLKESİ GERÇEĞİ: BASEL SÖZLEŞMESİ BARİYERİ VE GERİ DÖNÜŞÜM ÇIKMAZI

KKTC bir ada ülkesidir ve bu aküler ömürlerini tamamladıktan sonra muazzam bir çevre felaketi potansiyeline sahip atıklara dönüşebilecektir. Bu akülerin geri dönüşümü dünyada kâr getiren bir iş değil, aksine yüksek maliyetli bir bertaraf işlemidir; bu nedenle gelişmiş ülkelerde devlet sübvansiyonları ile yürütülür.

İşin lojistik ve uluslararası hukuk boyutu ise tam bir çıkmazdır. Basel Sözleşmesi çerçevesinde, yanıcı, patlayıcı ve zehirli tehlikeli atık sınıfına giren lityum bazlı ömrünü tamamlamış bataryaların denizaşırı taşınması çok katı kurallara bağlıdır. Bu ürünlerin uluslararası sularda taşınabilmesi için darbelere, patlamaya ve yangına dayanıklı, özel sertifikalı çelik konteynerlerin kullanılması zorunludur. Bu durum, zaten yüksek olan lojistik ve nakliye maliyetlerini 5 kata kadar artırabilecek bir unsurdur.

Tüzükte bu tehlikeli atıkların nasıl toplanacağına, Akü Pasaportu / Kayıt Sistemi ile nasıl takip edileceğine ve hangi bütçeyle adadan uzaklaştırılacağına dair hiçbir finansal ve lojistik planlama yer almamaktadır. Bu yükün altına hesapsızca girmek, gelecekte toprağımızı ve yeraltı sularımızı ağır metallerle zehirlemek demektir.

KIT KAYNAKLARIMIZIN SÖZDE AGRO-PV (TARIMSAL-GES) ADI ALTINDA RANTA KURBAN EDİLMESİ

Tüzükteki bir diğer büyük yapısal tehlike de Agro-PV (Tarımsal GES) adı altında, mevcut mevzuatta kesinlikle yasak olan 1., 2. ve 3. sınıf tarım arazilerinin güneş enerjisi kurulumlarına açılmak istenmesidir.

Dünyada Tarım-GES projeleri sıkı standartlara bağlıdır. Panellerin altından traktör geçebilecek yükseklikte olması (en az 2.5 – 4 metre) ve fotosentezi engellemeyecek özel şeffaf panellerin kullanılması şart koşulur. Sadece gölge seven bitkilerin ekimine izin verilir. Enerji bakanlıkları ile Tarım bakanlıkları ortaklaşa denetim yapar; rekolte düşerse lisans iptal edilir.

Her ne kadar Hollanda gibi coğrafi yapısı ve iklimi çok farklı ülkeler bu sistemleri belirli ürünlerde teşvik ediyor olsa da, bizimle benzer coğrafi ve iklimsel riskleri paylaşan Türkiye ve Güney Kıbrıs gibi ülkeler tarımsal arazilerin korunması için son derece sert yasal kısıtlamalar koymuşlardır. Örneğin, Güney Kıbrıs tarımsal üretimin ve gıda güvenliğinin sekteye uğramaması adına, verimli ve birinci derece tarım arazilerinin üzerine ticari amaçlı büyük ölçekli PV kurulumu yapılmasını kesin kurallarla yasaklamış ve sınırlamıştır.

KKTC gibi toprak ve orman kaynakları son derece kısıtlı, yani kıt olan bir ada ülkesinde, kurulumdan sonra arazinin tarım için kullanılıp kullanılmadığını denetleyecek hiçbir mekanizma kurulmadan bu kapıyı açmak akıl tutulmasıdır. Bu gevşeklik, tarım arazilerimizin süratle çoraklaşmasına, tarımsal üretimin çökmesine, gıda krizine ve nihayetinde gıda enflasyonunun tetiklenmesine yol açabilecektir. Tarım arazileri, enerji adı altında denetimsiz bir rant alanına dönüştürülemez.

GERİ DÖNÜLMEZ HATALARDAN VAZGEÇİLMELİDİR

Ekonomi ve Enerji Bakanlığı’nın yangından mal kaçırır gibi hazırladığı bu tüzük taslağı etraflıca düşünülmeden, denetim altyapısı kurulmadan ve uluslararası standartlar entegre edilmeden atılacak bu adım, ülkemizin enerjisinde, ekonomisinde, çevre ve halk sağlığında geri döndürülemez vahim sonuçlar doğurabilecektir.

Kıbrıs Türk halkının sağlığı, çevre ve adanın kısıtlı kaynakları, vizyonsuz politikaların deneme tahtası yapılamaz”

KSTÜ
Northernland
Meriç Süt
Evsulink
Maraton İskele

Diğer Haberler

Kıbrıs Online
Başa dön tuşu