
Altında kim kalacaksa kalsın yıkın o duvarları diyeceğim ama, hükümet pek oralı değil.
Suç örgütü liderleri Peker kardeşler açık açık itirafta bulunuyorlar,
İsim veriyorlar, yer ve zaman veriyorlar..
Bakan, bürokrat, yüksek rütbeli subayları işaret ediyorlar.
Her şeyi en ufak detayına kadar anlatıyorlar..
Haliyle karanlıkta kalmış faili meçhul olarak ortaya konan bir cinayetin zanlılarını ilan ediyorlar.Suç örgütü lideri Sedat Peker’in kardeşi Atilla Peker gözaltına alınıyor, gönüllü ifade vermek istiyor ama ifadesi kayda geçirilmiyor,
sonra şartlı olarak serbest bırakılıyor, bu sefer de nöbetçi savcılığa giderek yazılı ifade veriyor. Her şeyi tek tek anlatıyor,konuyla ilgili bildiklerini ifşa ediyor.
Söylenenler doğru,yanlış her neyse araştırılmaya muhtaçtır.
Deniyor ki kendi içlerinde hesaplaşıyorlar. Olabilir!
Fakat bu hesap kitap kısmı ne olursa olsun, hangi hesap içindeyseler içindedirler lakin bu olayı soruşturun diye de kendileri adeta haykırıyorlar. Maalesef hal böyleyken,bizi yönetenlere bakıyorum,başımıza iş çıkarmayın der gibi açıklamalarda bulunuyorlar..
Muhalefet bastırıyor.
Ve Adalı cinayetiyle ilgili Meclis Araştırma Komitesi kuruluyor. Bu elbette olumlu bir adım ama bunu nasıl bir süreç izleyecek orası hayli önemli..
Son bir haftadır ardarda gelen itiraflar ve detaylar karşısında şok olduk.
Adeta kanımız dondu.
Bu faili meçhul diye geçen cinayetin teyit edildildiğini gösterdi. Cinayetle ilgili şüpheler giderildi, hatta cinayetin nasıl işlendiğine dair ifadeleri gördük hep birlikte.
Dolayısıyla araştırmacı kimliği ve demokratik yaklaşımı ile her zaman önde olan ilerici gazeteci Kutlu Adalı’nın katlinin detaylarını, bağlantılarını günlerdir büyük bir dikkatle ürpererek dinliyoruz…
Ve fakat buna rağmen maalesef
“ bu olay yaşandı bitti kapandı” diyen,” cinayette yasadışı bir şey varsa araştırılır”
diyen yöneticilerimiz var….
Vicdan muhasebesini yapmaktan kaçınan yöneticilerimiz var! İnsani değerlerden uzaklaşan yöneticilerimiz var. Bu anlayışın hüküm sürdüğü memleketimde böylesi sorumsuz yönetenlerin devirdikleri çamların altında kalmaktan toplum olarak çok ama çok yorulduk.
Hade diyelim ki hukuki süreci bir tarafa bırakalım.
Peki toplumsal anlamda demokratik, ahlaki ve etik değerlerimizi nereye koyalım?
Onlara da mı sahip çıkmayalım?
Bu mudur bizden istenen, beklenen..
Bugün Kutlu Adalı cinayeti ile ilgili, aleyhinde soruşturma açılması gereken kişiler, sadece Mehmet Ağar ya da Korkut Eken ile de sınırlı değildir. Zira kuvvetle muhtemel bu kişilere KKTC vatandaşı olup yardım ve yataklık yapanlar da mutlaka vardır.
Bütün bunları ısrarla karanlıkta tutmak isteyen anlayışa karşı bir mücadele ortaya koyma zamanıdır. Zira karanlıklarda kalan ve artık aydınlıklara çıkarılması gerekenlerin insani bir sorumluluk olduğunu biliyoruz
Kaldı ki o dönem soruşturmayı durdurun ileriye götürmeyin diye Türkiye’den telkin geldiğini söyledi dönemin İçişleri Bakanı Serdar Denktaş..
Dolayısıyla bugün artık Türkiye’de soruşturma sürecinin başlatılması ile birlikte burada başta İçişleri Bakanlığı olmak üzere polis ve nihayetinde sürecin hukuk ayağında en önemli makam olan KKTC Polis örgütü ve KKTC Başsavcılığı’nın da paralel soruşturma yürütmesi gerekmektedir.
Bundan sonra top Türkiye’dedir demek doğru bir düşünce değildir. İşte tam da bu noktada Kuzey Kıbrıs’ta ikamet eden ve o dönemde suça karışma ihtimali olan şahısların da mercek altına alınması gerekmektedir. Takdir edersiniz ki suç unsuru sadece azmettirme veya tetikçilik şeklinde eyleme geçirilmiyor. Suça yardım eden başka kişiler de bu kapsamda değerlendirilir.
Kaldı ki; o dönemde cinayete ek olarak ardı ardına patlayan veya patlamadan bulunan bomba olayları da faili meçhul olarak öylece bir kenarda bırakılmıştır.. Hukukçu dostlarımdan edindiğim bilgi doğrultusunda Adalı cinayeti ile ilgisi kurulabilecek kişiler KKTC vatandaşı ise TC’ye iadeleri de mümkün olmayacaktır.
Tabiatıyla tüm bunlar ışığında, Türkiye’deki sürece paralel olarak Kıbrıs’ın kuzeyinde de soruşturmanın hatta soruşturmaların başlatılması ve olayda adı geçen ilişkisi bulunan ve burada ikamet eden kim varsa hepsinin de ifadesine başvurmak gerekiyor.






































