Bilim dünyasını karıştırdı, sosyal medyayı salladı: 3IATLAS uzaylı mı?
Güneş Sistemi, üçüncü kez bir yıldızlararası ziyaretçiyi ağırlıyor: 3I/ATLAS. Alışılmadık hareketi ve kimyasal yapısıyla gökbilimcileri şaşkına çeviren bu gizemli cisim, sosyal medyada “uzay gemisi” tartışmalarını alevlendirdi. Bilim insanları sır perdesini aralamaya çalışırken, gerçekte karşımızda ne olduğu büyük bir soru işareti… Aralık ayına dikkat çeken Prof. Dr. Tolgahan Kılıçoğlu, Hurriyet.com.tr’ye 3I/ATLAS hakkında çok önemli bilgiler verdi…

Güneş Sistemi, üçüncü kez bir yıldızlararası ziyaretçiyi ağırlıyor: 3I/ATLAS. Alışılmadık hareketi ve kimyasal yapısıyla gökbilimcileri şaşkına çeviren bu gizemli cisim, sosyal medyada “uzay gemisi” tartışmalarını alevlendirdi. Bilim insanları sır perdesini aralamaya çalışırken, gerçekte karşımızda ne olduğu büyük bir soru işareti… Aralık ayına dikkat çeken Prof. Dr. Tolgahan Kılıçoğlu, Hurriyet.com.tr’ye 3I/ATLAS hakkında çok önemli bilgiler verdi…
Son yıllarda gökbilim dünyası, Güneş Sistemi’nin sınırlarının ötesinden gelen gizemli cisimlerle sık sık heyecan verici karşılaşmalar yaşıyor. Oumuamua ve Borisov’un ardından şimdi de yeni bir yıldızlararası ziyaretçi, bilim insanlarının odağında: 3I/ATLAS.
UZAY GEMİSİ Mİ?
Güneş Sistemi’ne dışarıdan gelen üçüncü yıldızlararası cisim olarak tanımlanan 3I/ATLAS, 2025 yılının en dikkat çekici gökbilim keşiflerinden biri haline geldi. Sosyal medyada da geniş yankı bulan bu gizemli nesne, temmuz ayında ATLAS teleskobu tarafından keşfedildi. Yapılan gözlemler, cismin hiperbolik bir yörüngede hareket ettiğini ortaya koydu.
X platformu başta olmak üzere diğer sosyal medya uygulamalarında “uzaylı gemisi” olarak adlandırılan cisim, kimyasal bileşimi ve alışılmadık düzeydeki aktivitesi nedeniyle diğer gök cisimlerinden ayrılıyor. Son günlerde bilim insanları, bu yıldızlararası ziyaretçinin kökeni ve yapısı hakkında daha fazla bilgi edinebilmek için teleskop gözlemlerini yoğunlaştırmış durumda.
ÜNLÜ ASTROFİZİKÇİDEN KAFALARI KARIŞTIRAN AÇIKLAMA
Harvard Üniversitesi’nden astrofizikçi Avi Loeb, 3I/ATLAS’ın bu özelliklerinin doğal süreçlerle açıklanamayabileceğini öne sürüyor. Loeb’e göre cismin “olağandışı kimyasal bileşimi ve yörünge konumu” onun bilinçli bir şekilde Güneş Sistemi’ne yönlendirilmiş olabileceğini akla getiriyor.
Ünlü bilim insanı, hatta nesnenin “mini sondalar” bırakıyor olabileceğini iddia ederek tartışmayı bir kez daha alevlendirdi. Loeb, “Bu kadar büyük bir cismin yıldızlararası boşlukta tesadüfen bu kadar uygun bir açıyla Güneş Sistemi’ne girmesi düşük bir olasılık” ifadelerini kullanıyor.
‘UZAYLI TEKNOLOJİSİ OLMA İHTİMALİ AZ DA OLSA VAR’
Konuyu Ankara Üniversitesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Tolgahan Kılıçoğlu’na sorduğumda, “Öncelikle Avi Loeb’in 3I/Atlas bir uzaylı teknolojisine ait olma ihtimalini ele aldığı ilk makalesinin hakemli bir dergide yayınlanmadığını belirtmek gerekir. Bir bilimsel çalışmanın hakemli bir dergide yayınlanmaması, çalışmanın geçerliliğinin benzer alanda çalışan diğer bilim insanları tarafından kontrol edilmediği anlamına gelir” cevabını verdi. Kılıçoğlu, şöyle devam etti:
“Elbette bu cismin bir uzaylı teknolojisi olması ihtimali yok değildir. Ancak bu ihtimal diğer olasılıklara göre o kadar küçüktür ki, bir makalede incelemesini yapmak neredeyse bilim kurgu senaryosu yazmaya eşdeğer.”
KÜÇÜK BİR OLASILIĞIN ARDINDAKİ BÜYÜK MOTİVASYON
Prof. Dr. Tolgahan Kılıçoğlu’na göre makalenin yazarları olan A. Hibbert, A. Crowl ve A. Loeb’in makalelerinde neden bu küçük olasılığa vurgu yaptıkları iki nedenle açıklanabilir. Kılıçoğlu, birinci nedeni şu önemli bilgileri paylaşarak açıkladı:
Makalenin yazarlarından A. Loeb, Harvard Üniversitesi’nde çalışmasına rağmen diğer yazarlar “Yıldızlararası Çalışmalar İnisiyatifi” adı verilen bir topluluğa üye. Bu topluluk, kendisini çoğunlukla yıldızlararası yolculuğu mümkün kılacak bilimsel ve mühendislik temellerini araştıran bir grup olarak tanıtıyorlar.
Daha önceki paylaşımları incelendiğinde, bu hedefe giden en önemli yolun Güneş Sistemi dışından geldiği düşünülen cisimlerin yakınına uzay araçları göndererek onları incelemek olduğu vurgulanmakta ve bunun için ciddi miktarda bir fona ihtiyaç duydukları görülüyor. “Project Lyra” adını verdikleri çalışmada, daha önceki 1I/Oumuamua ve 2I/Borisov cisimleri için de benzer araştırmalar yapmışlardı. Ancak neticede ortaya çıkan bulguların genellikle ispatlanması zor ve çoğu yalnızca teoride kaldı.
Bu anlamda, yazarların söz konusu makalesini tam bir bilimsel çalışma olarak değerlendirmemek; bunun, bilimsel sonuçlara dayanan ve küçük bir olasılık olarak “uzaylı teknolojisi” ihtimaline odaklanmış eğitim amaçlı bir popüler bilim makalesi olduğunu kabul etmek daha doğru olacak.
Nitekim yazarlar, ilgili makalede bunu bizzat şu sözlerle ifade ediyor:
“Bu makalenin büyük ölçüde pedagojik bir çalışma olduğunu, ilginç keşifler ve tuhaf tesadüfler içerdiğini ve bilimsel literatürde kayda geçirilmeye değer olduğunu vurguluyoruz. En olası sonuç, 3I/ATLAS’ın tamamen doğal bir yıldızlararası cisim, muhtemelen bir kuyruklu yıldız olmasıdır ve yazarlar bu olası kökeni destekleyecek astronomik verilerin gelmesini beklemektedir.”
‘İLK KEŞFEDEN’ OLMA YARIŞI ETİK SORUNLARA YOL AÇIYOR
Prof. Dr. Tolgahan Kılıçoğlu, makale yazarlarının “uzaylı teknolojisi” olasılığına vurgu yapmalarının ikinci nedenini ise bilim dünyasındaki rekabet ortamına bağlıyor.
Kılıçoğlu’na göre, astronominin en temel ve belki de en büyük sorusu, “Evrende yalnız mıyız?” sorusu olmaya devam ediyor. Bilim insanları bu soruya yanıt bulmak için yıllardır sayısız araştırma yürütüyor; özellikle öte gezegenler üzerinde çalışan astronomlar ve uzay ajansları bu alana ciddi bütçeler ayırıyor. Kılıçoğlu, “Örneğin NASA’nın Mars’a gönderdiği robotlar, bu büyük sorunun cevabını arayan projelerin bir parçasıdır” dedi.
Bu alanda yapılacak bir keşfin, sahibine Nobel Fizik Ödülü kazandırmasının neredeyse kesin olduğunu belirten Kılıçoğlu, bazı araştırmacıların bu motivasyonla etik sınırları zorlayabildiğini ifade ediyor:
“Nadiren de olsa bazı araştırmacılar, çok küçük olasılıklarda bile ‘uzaylı teknolojisi’ ihtimalini özellikle vurguluyor. Böylece olası bir ispat durumunda bunu ilk dile getiren kişiler olarak tarihe geçmeyi hedefliyorlar.”
Ancak Kılıçoğlu’na göre bu tür yaklaşımlar, kısa vadede ilgi çekse de uzun vadede bilimsel güvenilirliğe zarar veriyor: “Bu durum hem araştırmacıların hem de kurumlarının kamuoyundaki güvenini zedeliyor. Bilime olan inanç zayıflarken, en çok kazananlar komplo teorisyenleri oluyor.”
ERKEN AKTİVİTENİN GİZEMİ
Hubble ve James Webb teleskoplarının gözlemleri, cismin Güneş’e yaklaşmadan bile aktif olduğunu gösteriyor. Bu tür erken aktivite de “kuyruklu yıldız dinamikleri açısından ne kadar sıra dışı?” sorusunu gündeme getirdi… Bunu nasıl yorumlamak gerekiyor?
Bu soruma “Öncelikle Türkçe’de kullanılan ve literatüre geçmiş olan “kuyruklu yıldız” teriminin aslında yanıltıcı olduğunu, bu cisimlerin kesinlikle yıldız olmadıklarını, çapları yıldızlardan en az milyon kat küçük olan yumuşak kaya ve buz kütleleri olduğunu belirtmek gerekir” cevabını veren Prof. Dr. Tolgahan Kılıçoğlu, şöyle devam etti:
Kuyruklu yıldızların en büyük özelliği, Güneş’e yaklaştıklarında Güneş’e bakmayan arka taraflarına doğru uzayan kuyruklar oluşturmaları. Ancak 3I/ATLAS, Güneş’e çok da yaklaşmadığı bir zamanda tam ters yöne (yani Güneş’e doğru) çok küçük bir uzantı oluşturdu. Bu durum, uzaylı teknolojisi görüşünü savunan yazarlarda, “Acaba üzerindeki bir itici motorla bir yavaşlama manevrası mı yapıldı?” sorusunu gündeme getirdi. Ancak bu görüşü dile getiren A. Loeb’in kendisi bile, diğer yazarlarla yaptığı yeni çalışmalarına göre bunun doğal bir olay olabileceğini vurguluyor.
Açıklamaya göre, kuyruklu yıldız karbondioksit bakımından çok zengindi ve buz halindeki bu karbondioksit, az miktarda Güneş ışığıyla bile aniden gaza dönüşebiliyordu. Böylece ortaya çıkan ani gaz, aynı ortamda bulunan su buzunu parçaladı ve Güneş’in olduğu tarafa doğru bu parçalar kopmaya ve Güneş ışığını saçmaya başladı (bunu, aşırı basınç dolayısıyla patlayan bina veya araba pencerelerine benzetebiliriz). Yani “kuyruk” görünümü aslında, Güneş ışığının bu su buzu parçacıklarından saçılmasıyla oluştu; bir uzay aracının motoru nedeniyle değil.
‘UZAYLILARA AİT OLMASA BİLE NADİR GÖZLENEN BİR CİSİM’
Cismin karbondioksit oranının alışılmış kuyruklu yıldızlara göre çok daha yüksek olduğu tespit edildiğini söylediniz. Bu oran, 3I/ATLAS’ın oluştuğu çevre koşulları hakkında bize ne söylüyor?
“Bu durum, aslında cismin Güneş Sistemi dışından geldiğini destekler nitelikte olup, bu alanda çalışanlar için Güneş Sistemi dışında oluşan bu cisimlerin beklenenden oldukça farklı kimyasal yapılara sahip olabileceğini işaret ediyor” diyen Prof. Dr. Tolgahan Kılıçoğlu, şu bilgilerin altını çizdi:
“Bu farklı kimyasal yapıların nereden kaynaklandığının incelenmesi, yıldız ve gezegen oluşum senaryolarının daha sağlam fiziksel süreçler kullanılarak güncellenmesine önemli katkılar sağlayabilir. Gerçekte bu cisimler, “uzaylılara ait büyük gemiler” olmasa bile, astronomi literatüründe çok nadir gözlenen ve oldukça değerli cisimlerdir.”
ARALIK AYINA DİKKAT!
“Aralık ortasına doğru Yer’e en yakın konumuna geldiğinde bazı gözlemler yapılabilir” diyen Prof. Dr. Tolgahan Kılıçoğlu “Ama dünyaya en yakın olduğunda bile neredeyse Güneş’ten iki kat daha uzakta olacak. Bu aşamada uzay teleskoplarının (örneğin Hubble ve James Webb teleskopları) ve bazı güçlü yer tabanlı teleskopların (örneğin Gemini Kuzey/Güney Teleskopları) cismi gözleyeceğini öngörüyorum” ifadelerini kullandı.
Özellikle cismin farklı dalga boyuna duyarlı filtrelerden alınmış görüntüleri kullanılarak büyüklüğü, sıcaklığı ve kuyruk yapısı gibi bazı özelliklerinin araştırılmaya devam edileceğinin altını çizen Kılıçoğlu, “Buna ilave olarak yapılacak tayf gözlemleri (bir nevi kuyrukluyıldızın ışığının gökkuşağının oluşturulması) de bize kuyruklu yıldızın içerdiği atom ve moleküllerin hangileri olduğu hakkında daha güvenilir sonuçlara ulaşmamızı sağlayabilir” dedi.






































