GenelKıbrısManşetSpor

Bir’dur

Olsun; Önce yediğimiz hellimin markası da değişti çok şükür.

Olsun; Önce yediğimiz hellimin markası da değişti çok şükür. Sonra parça hellime geçildi. O da kesmedi ev yaspımı işlere girildi peynir cinsinden “Peynir, Peynie” diye gülerken. Kahvede yüzde 150 zam yeyince 40 yıl değil 80 yıl hatırı kalmış yapandan içene afiyetlere. Başka? Kasaptan et alırken önceleri okka geçerdi bu memlekette. Sonraları kilo oldu alımlarımız. Daha sonra gram filân duyar olduk ki Türkiye talebelikten falan kalma alışkındık; Ama dün “Bir avuç kıyma isterim”i de duyduk çok şükür.

E başka emsâl? Tüp gaz vermiyor bizim Refik geçen sabah şofbende asılı kaldık. Ara ara da benzin kuyruklarımız oldu ne hoş. Kare ekmekler 150 TL’yi aşmış ki hade geçtik; Trabzon büyük somun ekmeği 25 TL olmuş ki her gün yarım ekmek alan fakırımız da var artık film gibi Kemal Sunal cennet mekân.
Manavda da sebze cinsinden salatalıkta tek tek alımlar başladı çok şükür. Hatta iki türlü domates var artık ki arkadaki kasa ıskartalar düşük fiyattan. Sabah erkenciler bilir; Çöpten yiyecek toplayan garibanları da görür olduk bu memlekette. Bu arada Türk Kızılayı en azından eskiden odun falan dağıtılırdı Samanbahça’daki yaşlılara ki onlara das toz. Kıbrıs Türk Kızılayı da çoktandır ortalarda yok. Vakıflar 1571 iyi ki var var ama o da hangi birimize yetişsin ki eğitim, sağlık, kültür, hastane, bakım, onarım.

Neyse, Kıbrıs Sorunu söylemleri geçmez artık. Miletin vekillerinin ve de Bakanlar Kurulu’nun seçim derdi sonrası en öne alması gereken konu bu; Bir an önce vatandaşımızın “Benim Derdim Geçim”e odaklanmaları lâzım zira bu ekonomik dönüşüm kendisini öncelikle ahlaki dönüşümde gösterecek tıpkı Kuzey’de olduğu gibi. Herkes kazancının 1/40’nı paylaşsa, sadakasını verse veya az da çevresine üç beş yardım yapsa Kadı günah yazmazdı hâlbuki.
Bu vahşi kapitalizm sayesindeki sosyolojik dönüşüm, öncelikle de ekonomi merkezinde gerçekleşmeye başladı. Ekonomik vaziyetler bi’toplumu bu kadar mı dönüştürür? Evet. Ekonomik ortam sosyolojiyi doğuruyor artık. Ve de bunu iliklerimize kadar hisseden bir toplum olduk. Nice nice amatörler bile profesyonel(!) oldu bu yarım adada. Allah tüketmesin bizi, Biz seçtik, biz çekeceğiz durumlarına bir hafta kaldı. İnançsız, imansız, umutsuz bir toplum mu olduk? Kuvvetle ihtimâl evet. Nice nice siyasi parti temsilcileri bile seçime kucak kucağa giriyor. Artık yok öyle heyecanlı tartışmaşlar, kavgalar ve de afiş yırtmalar çok şükür. Herkes öğrendi anyayı-konya’yı. İşte bunun da adı ‘öğretilmiş çaresizlik’ oldu.

Psikoloji biİim çalışan arkadaşlar sürekli olarak ‘öğrenilmiş yetersizlik’ hakkında vaaz veriyorlar bu aralar. Çok da iyi ediyorlar. Örneğin tv’de ‘Kıbrıs Sorunu (Davası)’ ile başlayan haberler dirtekt zapping yiyor. Nasıl yemesin ki 55 senelik salatalıktan bir cacık olmaz biliriz artık. Ya sportif durumlarımız ne durumda? Kulüp yönetmek, en az holding yönetmek kadar zor. Kolay değil; para, zaman ve emek isteyen bir süreç. Bir taraftan federasyon, medya ve camia, diğer taraftan ise teknik heyet ve sporcular ile uğraşmak, uzlaştırmak ve çözümler üretip hedeflenen başarıya ulaşmak, çok ama çok zor.

Kulüplerimizin şu an büyük bir kısmının sabit gelirleri yok ama aylık ortalama 1milyon TL sabit giderleri var. Cebelleşme kadrosuna bir kısım yönetim kurulu üyesi de dahil olursa başkanın ayvayı yediği andır. İnsanla uğraşmak, onları etkilemek ve sürüklemek, özel amaçlarından uzaklaştırıp topyekün bir amaca yöneltmek dünyanın en eski ve en zor sanatlarından biri. Düşünün, doğadaki her nesne; hacim, kütle, içerik, biçim ve renk açısından birbirlerinden farklı. Daha geçen kış New York City üzerine bir gecede 4 milyon ton kar yağmış. O kar taneleri bile birbirinden farklı. Ya yeryüzündeki kum taneleri veya yapraklara ne demeli! Onların da tam bire bir eşleri yok. Hâl böyle iken daha tam olarak keşfedilememiş ve çözümlenememiş insan faktörüne ne demeli! Yaşam biçimleri, değer yargıları, inanç sistemleri, gelenek ve görenekleri farklı bir insan topluluğuyla hedeflere ulaşmak deveye hendek atlatmaktan daha zor. Son söz öğretilmiş bir çaresizliğe “Bir’dur” demek lâzım zira gidecek başka vatanımız yok.

Diğer Haberler

Başa dön tuşu