Buğday camii kent müzesi olabilirdi..
Çok üzgünüm ama maalesef ülkedeböyle bir ihtiyaç söz konusu değilken, özü kilise olan ve sonradan camiye dönüştürülen, fakat yıllar yılı kültürel etkinliklere ev sahipliği yapan tarihi Buğday Cami’nin böyle bir maksad için kullanılmasının nedeni ne olabilir? siyasal İslam merkezli organizasyonlar koordine ediliyor. Ve bunlar devlet eliyle hayata geçirilmeye çalışılıyor.. Bu anlayış ülkemizde özellikle son yıllarda sistematik bir yayılmacılık gösteriyor

1571 sonrası Osmanlılar, adadaki hakimiyetleri döneminde binayı cami olarak kullanmaya başlamışlar, İngiliz Dönemi’nde ise patates, hububat v.b. amaçlar için ambar olarak kullanılması nedeniyle Buğday Camii olarak da anılmaya başlandı bu tarihi mekan..
Mağusa’da Buğday Cami diye adlandırılan özü kilise olan tarihi binada bugüne kadar okul etkinlikleri,kitap tanıtımları,okul korolarının konserleri, sergiler,söyleşiler,toplantılar düzenlendi. Velhasıl bunca yıl kültürel etkinliklere ev sahipliği yaptı. Lakin geçtiğimiz günlerde kimin ve ne amaç için alındığı tartışmalı olan bir kararla ibadete açıldı tarihi bina. Cumhurbaşkanı Ersin Tatar ve Türkiye’nin KKTC Büyükelçisi Ali Murat Başçeri de bayram namazını buraya gelip kıldılar..
Allah kabul etsin..
Peki Mağusa’da böyle bir ibadet yerine ihtiyaç var mıydı?
Hayır yoktu!
Kaldı ki, Mağusa’da yeterince cami vardır.
Yani ortada böyle bir ihtiyaç söz konusu değilken, özü kilise olan ve sonradan camiye dönüştürülen, fakat yıllar yılı kültürel etkinliklere ev sahipliği yapan tarihi Buğday Cami’nin böyle bir maksad için kullanılmasının nedeni ne olabilir? Öyle ya bugün dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi burada da artık elzem bir ihtiyaç haline gelen kent müzesi düşünülebilirdi..
Ama maalesef bu yönde bir girişim dahi yapılmadı.
Çok üzgünüm ama maalesef ülkede siyasal İslam merkezli organizasyonlar koordine ediliyor. Ve bunlar devlet eliyle hayata geçirilmeye çalışılıyor.. Bu anlayış ülkemizde özellikle son yıllarda sistematik bir yayılmacılık gösteriyor.
Bugün henüz bu anlamda ciddi bir dayatmayla karşı karşıya değiliz belki ama, bu biat kültürü ile devam eden düzen içinde bizi önümüzdeki yıllarda çok daha baskıcı bir sürecin bekleyeceği de kuvvetle muhtemeldir.
Dolayısıyla bu anlayış sadece “biz kendi dünyamızda kendi dinimizi yaşamak istiyoruz” anlayışı değil ve bunu da demiyor!
Peki ne diyor?
“Siz de bizim gibi yaşayacaksınız” diyor.
Bunu dayatıyor!
Ve hatta bizim gibi düşünmeyene, bizim hayat tarzımıza uymayana hayat şansı yok diyor bu düzen..İşte tam da bu nedenle, insan hakları, özgürlükler, hukuk vs. tamam ama empatidir, dayanışmadır, yan yana gelmedir falan bunları geçelim artık. Zira bu anlayış örgütlendikçe ve yayıldıkça kendi yaşam tarzını karşısındakine dikte ettirecek. Ve nihayetinde biz nasıl ve neyi öngörüyorsak sizde onu yaşayacaksınız kısmına geçecek. Nitekim de buna doğru hızla gidiliyor. Bizde ne varsa sizde de o olacak yaklaşımı çok kısa bir süre sonra iyice hissedilir bir duruma gelecek.. Bugün bunu kişisel beklentileri ve çıkar ilişkileri için görmezden gelenler ve bu yöndeki yayılmacılığa bir şekilde katkı sağlayanlar, önayak olanlar var.
Onların kimler olduğunu hepimiz biliyoruz..
Bu onursuz ve kişiliksiz anlayışın başımıza açacağı işleri şimdiden kestirmek hiç güç değil.






































