
KKTC’de sahte diploma skandalında sadece malum yöneticilerden ikisinin cezası belli oldu.
Peki, o sahte belgeleri alanlar? Ceza Yasası açık. Adaletin yarısı hâlâ beklemede. Gerçek adaletin terazisini bekliyor olacağız.
Ortada bir suç varsa, bu suçtan kendi istek ve talebiyle menfaat sağlamış olanların da orantılı bir şekilde yargılanması ve cezalandırılması yargının esas görevi olmalıdır.
Sahte diploma düzenleyeni ağır cezada yargılayıp hapse mahkûm ederken, bu diplomaları alıp her türlü menfaati sağlayanları teğet geçecek bir yargı, yargı olmaktan çıkar.
Evet, “nihayet” dedirten caydırıcı yaptırımlar bir umut doğururken, bunun aynı oran ve orantıda sahte diploma alanlara da uygulanması hâlinde gerçek bir toplumsal umuda dönüşebilir.
KKTC Ceza Yasası’nın 335. ve 337. maddeleri apaçık yazıyor:
“Sahte belgeyi düzenleyen de, bilerek kullanan da suçludur.”
Yani bu suçun iki tarafı var.
Ve şu ana kadar mahkeme kararlarında yalnızca “diploma verenler” cezalandırıldı — en azından şu an itibarıyla durum böyle.
Peki, sahte diploma ile iş bulan, terfi eden, unvan kazanan hatta üniversitelerde ders veren kişiler hakkında ne yapıldı ya da ne yapılacak?
Adalet onların kapısını ne zaman çalacak? Ya da çalacak mı?
Bu, yargıyı eleştiri ya da sorgulama değildir; olamaz.
Bir dikkat çekmedir, belki de bir hatırlatmadır.
Çünkü bu olay sadece bir üniversitenin değil, bir sistemin diplomasıdır.
YÖDAK’ın denetim yetkisi yıllardır kâğıt üstünde.
Sahte belgeler, ülkenin itibarını ve dürüst insanların emeğini zedeliyor.
Yargı ise şimdilik sadece yarım kalmış bir adaletin fotoğrafını çiziyor.
Bugün sorulması gereken soru nettir:
“Bu belgeleri kullananlara yönelik bir soruşturma hangi düzeyde başlatıldı?
Ya da birileri tarafından koruma kalkanı altına alınan ‘üstün ırk’ insanlar için yine üstü mü örtülecek?”
Gerçek adalet, sadece sahteyi yapanı değil, onunla yaşayanı da yargıladığında sağlanacaktır.
Bizler de merakla takip ediyor olacağız






































