KıbrısManşetToplum

Özersay, KKTC’nin adının değişeceği yönündeki gündeme işaret etti

HP Genel Başkanı Kudret Özersay, "Bir devletin adının, bayrağının, sembollerinin ve bağımsızlığının “şaka” olmadığını herkese anımsatmak isterim." dedi

Özersay: “Bir devletin adının, bayrağının, sembollerinin ve bağımsızlığının “şaka” olmadığını anımsatmak isterim”

Halkın Partisi (HP) Genel Başkanı Kudret Özersay, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, KKTC’nin adının değişeceği yönündeki gündeme işaret etti.

HP Genel Başkanı Özersay, “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti “Kıbrıs Türk devleti” ya da “Kıbrıs Türk Cumhuriyeti” adını alacak, ismi değişecek deniliyor. Eğer sırf gündemi değiştirmek için ortaya atılmadıysa bu düşünceyi ortaya koyanların aşağıdaki sorulara yanıt vermesi gerekir” dedi.

Özersay, “Eğer zaman kaybetmeksizin ikna edici bir şekilde, altı doldurularak tatminkar yanıt verilmezse bu düşünceyi ortaya atanlar sadece ve sadece devlete zarar vermiş olurlar. Kıbrıs Türk halkının kendi kaderini tayin etme hakkı olduğuna ve kendi kendini yönetmesi gerektiğine inanan birisi olarak bir devletin adının, bayrağının, sembollerinin ve bağımsızlığının “şaka” olmadığını herkese anımsatmak isterim” ifadelerini kullandı.

Özersay, açıklamasına şöyle devam etti:

“1. Böyle bir değişiklik Kıbrıs Türk halkına ne kazandıracak? Bu değişiklikle yeni bir statü mü kazanacağız? Kıbrıs Türk Halkı üzerinde uygulanan haksız izolasyonlar bu yolla sona mı erecek mesela? Nasıl? Ve neden şimdi? Uluslararası hukuk ve diplomasi kuralları ve yerleşmiş uygulamaları çerçevesinde bunu çıkıp izah etmek zorundasınız.

Bir kere uluslararası hukuk kurallarına göre (ders kitaplarına bakmanız yeterli) bir devletin adının, bayrağının ya da yönetim şeklinin değişmesi, o devletin daha farklı bir uluslararası hukuk tüzel kişisi olması sonucunu doğurmaz (international legal personality). KKTC, bugün tanınmamış ya da sadece Türkiye tarafından tanınmış bir devlet olarak hangi uluslararası hukuki statüye sahipse, adını değiştiğiniz zaman ondan daha farklı bir statüye sahip olmayacaktır.

2. Böyle bir adım neden şimdi gündeme geldi? uluslararası ortam hangi anlamda “müsait?”. Mesela Rusya ile Türkiye dış politika açısından yakınlaştığı ve bazı konularda işbirliği yaptığı için düşünülen şey “BM Güvenlik Konseyi kararları KKTC’nin elini kolunu bağlıyordu, adını değişirsek bu eski kararlar yeni Kıbrıs Türk devleti için bu kararlar bağlayıcı olmayacak, yeni karar almaya çalışırlarsa da özellikle Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle Rusya bu yeni kararları Güvenlik Konseyi’nde veto edecek ve aleyhimizde yeni karar da alınamayacak“ şeklinde bir hamleyse eğer: 1983 ve 1984 yılında KKTC ile alakalı olarak alınan Güvenlik Konseyi kararları, KKTC’nin adı “KKTC”dir diye alınmış değildir, hatırlatırım. KKTC ve bağımsızlık bildirgemiz Konsey tarafından “ayrılıkçı” olarak tanımlandığı için alınmış yaptırım nitelikli (başka bazı yaptırım kararlarına göre kısmen daha hafif de olsa) Konsey kararlarıydı. Ancak özellikle 2004 yılındaki eş zamanlı iki ayrı referandumla 541 ve 550 sayılı kararların anlamı ve etkisi zaten büyük oranda ortadan kalkmıştır (sonradan alınan mahkeme kararları ve diğer uluslararası örgüt karar ve uygulamalarıyla bu izolasyonun yerleşmiş olması başka bir şeydir) . Çünkü Kıbrıs Türk halkı (KKTC) Kıbrıs’ta bir çözüme destek verme cesareti gösterebileceğini ve aslında “ayrılıkçı” da olmadığını ortaya koymuştur. Bu mantık, yani KKTC hakkındaki Konsey kararlarının anlamını bu açıdan yitirdiği analizi dönemin BM Genel Sekreteri tarafından Güvenlik Konseyi’ne sunulan raporda da açıkça ortaya konulmuştur (yani bu yorum BM bürokrasisinin yorumudur). Ancak o karar yine o dönemde Rusya Federasyonu tarafından veto edileceği sinyali verildiği için Güvenlik Konseyinde onaylanmamıştır, BM tarihinde istisnai bir utanç örneği olarak orada durmaktadır. Şimdi bu yakın geçmiş doğru bilinir ve doğru okunursa Güvenlik Konseyi kararları etrafından dolanmak için isim değişikliğine değil, yapıcı, yaratıcı ve gerçekçi bir siyasi duruş ortaya koymaya gerek olduğu net şekilde görülür.

3. Bu türden değişiklikler bir Halkın kendi kaderini tayin hakkıyla doğrudan ilintilidir. Oysa bu isim değişikliği düşüncesini KKTC Cumhurbaşkanının, Başbakanının ya da Dışişleri Bakanının ortaya koyduğu, talep ettiği ya da bu düşünceyi, politikayı şekillendirdiğine dair ortada en ufak bir emare dahi yoktur. Bilakis bu ülkenin Cumhurbaşkanı kamuoyunda “en üst akıl bu değişikliğin olması gerektiğini söylüyor” benzeri sözler sarf etmiştir. Yani “bunu isteyen biz değiliz de birileri bize bunu yapın diyor diye yapacağız” havası esiyor ya da estiriliyor. Uzatmadan şunu söylemekle yetineyim: Bu bir stratejik hamle ya da politikaysa, bugüne kadar ortaya konulmuş en iyi politika dahi olsa (ki öyle değil), bir an için en doğru hamle budur desek bile (ki demiyoruz) bunu bu ülkenin devlet başkanı, hükümet başkanı ya da dışişleri bakanı değil de, hatta onlardan da önce Türkiye yetkilileri dile getiriyorsa, hatta “üst akıl istedi diye yapacağız” göndermesi yapılıyorsa, o politika doğmadan yaralanmış, zayıflatılmış, öldürülmüş olur. Bu ana dek yapılanlar eğer gerçekten böyle bir adım atma düşüncesi varsa, ona daha en baştan zarar vermiştir. Bir dış politika hamlesinin içeriği, gerekçeleri, onu kimlerin savunduğu ve desteklediği ne kadar önemliyse, ilk önce kimin tarafından ortaya atılıyor olduğu, toplumsal olarak sahiplenilip sahiplenilmediği ve Halk iradesi tarafından benimsenen meşru bir politikaya dönüştürülüp dönüştürülemediği de en az o kadar önemlidir. Kamu diplomasisi bu kadar acemice yürütülürse dünyanın en doğru ve yerinde politikasını da ortaya koyuyor olsanız boşa kürek çekmiş olursunuz.

Eğer diplomasiden biraz anlıyorsam ve bir uluslararası hukuk profesörü olarak biraz uluslararası hukuk biliyorsam bu şartlarda gerekli olanın:

– Kıbrıs sorunuyla ilgili Doğu Akdeniz’de uluslararası barış ve güvenliği olumlu yönde etkileyecek yeni ve yaratıcı ama aynı zamanda da YAPICI fikirler geliştirip proaktif bir diplomasi ile uluslararası aktörler ile temas halinde ve tabi ki Türkiye’nin de tam desteğini alarak yeni politikalar, yeni, stratejiler geliştirmek;

– KKTC’de etkili ve fiili kontrolün bir zamanlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından yapılan saptamada olduğu gibi Türkiye’de değil aslında Kıbrıs Türk yönetiminde olduğunu gösterecek, kanıtlayacak, bu fikri güçlendirecek adımlar atmak (Anayasanın geçici 10. Maddesi ve çeşitli kurumların yöneticilerinin Türkiye’den atanması uygulamasına son vermek gibi);

– Kıbrıs Türk Halkının iradesine saygı göstermek, meşru olmayan hükümetlerin kurulmasına ve devamına müsaade etmemek, burada ayrı ve bağımsız bir devlet olduğunu ve bu halkın iradesine saygının Türkiye ile olan ilişkilerde de geçerli olduğunu kanıtlayacak somut adımlar atmak;

– KKTC’nin bağımsız bir devlet olmasına ters ya da bu bağımsızlığa gölge düşürecek her nevi açıklamadan ve ilişki biçiminden kaçınmak; olduğunu düşünürüm.”

 

Diğer Haberler