
Kamuoyundaki yaygın beklenti Erhürman veya Tatar’ın ilk turdan seçileceği yönünde
“Halkın değişim yolunda bir tercihte mi bulunacağı, yoksa mevcut durumu mu onaylayacağı?” sorusu pazar günü cevap bulacak
1 SEÇİM, 8 ADAY, 2 FAVORİ
Cumhurbaşkanlığı seçimi için geri sayım başladı. Kıbrıs Türk halkı Cumhurbaşkanını seçmek için 19 Ekim’de sandık başına gidecek. KKTC’nin 9. Cumhurbaşkanlığı seçimi olacak seçimde; altısı bağımsız, toplam sekiz aday yarışacak. CTP’nin adayı Tufan Erhürman ile UBP-DP-YDP’nin “bağımsız” adayı Ersin Tatar seçimin galibi olmak için kıyasıya bir yarış içinde. Diğer adaylar; Osman Zorba (Kıbrıs Sosyalist Partisi) ile “bağımsız adaylar” Arif Salih Kırdağ, Ahmet Boran, Mehmet Hasgüler, İbrahim Yazıcı ile Hüseyin Gürlek de “alabileceği kadar çok” oy peşinde koşuyor.
İLK TURDA BİTEBİLİR
Cumhurbaşkanı seçilmek için geçerli oyların salt çoğunluğunu almak gerekiyor. Seçimde adaylardan birinin bu oy oranına ulaşamaması halinde, seçim, en çok oy alacak iki aday arasında 26 Ekim Pazar günü yapılacak ikinci tura kalacak. Ancak, kamuoyundaki yaygın beklenti 218 bin 313 seçmenin oy kullanabileceği seçimde Erhürman veya Tatar’ın ipi ilk turdan göğüsleyeceği yönünde. Her iki aday da kampanyalarında bu mesajı çok sık vurguluyor.
DEĞİŞİM Mİ, MEVCUT DURUM MU?
19 Ekim seçimi de ülke tarihine “halkın ikiye bölündüğü” seçimlerden biri olarak geçecek. Bir tarafta Türkiye yetkililerinden alınan güçle “iki devleti savunanlar”, öteki tarafta ise “Kıbrıs’ta federasyon temelli, iki toplumlu ve iki bölgeli bir çözümü” savunanlar var. Tarafsız siyasi çevreler, “Kıbrıs Türk toplumunun gerçekten değişim yolunda bir tercihte mi bulunacağı, yoksa mevcut durumu mu onaylayacağı?” sorusuna cevap vermenin zor olduğunu savunuyor. Siyasi çevreler, Rauf Denktaş dışındaki üç ismin tek dönemlik cumhurbaşkanlığıyla yetindiğini ise özellikle hatırlatıyor.
TERCİHLER VE ALIŞKANLIKLAR
Seçimin sonucu kadar, seçimin nasıl bir ruh hali içinde yapıldığı da dikkat çekici. Seçmen, ekonomik sıkışmışlığın, dışa bağımlılığın ve kurumsal yorgunluğun ortasında bir yön arıyor. Fakat yön duygusu kayboldukça, tercihler de giderek alışkanlığa dönüşüyor. Seçimde bir taraf “istikrar” kelimesine sıkı sıkıya sarılmış durumda. Fakat “Bu istikrar, artık bir refah göstergesi değil; belirsizliğin üzerini örten ince bir perde” diyen siyasi çevreler, yorgun ve kuşkulu seçmenin, diğer tarafın ortaya koyduğu “değişimi talep etmek istediğini” ama “değişimin yaratacağı” gelişmelerden de çekindiği fikrinde.






































