YKP’nin de katıldığı Avrupa Sol Partisi 8. Kongresi gerçekleşti
YKP’nin de gözlemci üyesi olduğu Avrupa Sol Partisi’nin 8. Kongresi 17-18 Nisan 2026 tarihleri arasında Brüksel’de yapıldı. Kongre sonrası 19 Nisan’da ise ilk Yürütme Kurulu toplantısı da gerçekleşti. Toplantıda yeni dönemin yol haritası ele alındı…

YKP’nin de gözlemci üyesi olduğu Avrupa Sol Partisi’nin 8. Kongresi 17-18 Nisan 2026 tarihleri arasında Brüksel’de yapıldı. Kongre sonrası 19 Nisan’da ise ilk Yürütme Kurulu toplantısı da gerçekleşti. Toplantıda yeni dönemin yol haritası ele alındı…
YKP Genel Sekreteri Murat Kanatlı, Yeni Kıbrıs Partisi adına kongreye katıldı…
Avrupa’nın çeşitli yerlerinden yüzlerce delegenin, uluslararası konukların, sendikacıların ve toplumsal hareketler temsilcilerinin katıldığı Avrupa Sol Partisi 8. Kongresi 17 Nisan Cuma günü akşamüzeri başladı ve 18 Nisan Cumartesi günü sona erdi. Ana sloganı “kemer sıkmaya karşı çık, militarizasyonu durdur!” olan kongrede, gelecek üç yılın yol haritasını da içeren eylem, değerlendirme ve politik dokümanlar karara bağlandı; birçok konuda önemli kongre kararları alındı; yeni üye, gözlemci ve partner üyeliklerin onanmasına ve yeni başkan ile sekretaryaya karar verildi… Ayrıca yeni dönem başkan, başkan yardımcılıkları, Yürütme Kurulu üyelikleri de belirlendi…
Kongrenin sürdüğü iki gün boyunca üye ve gözlemci üye parti delegeleri ile onlarca uluslararası konuk da konuşmalar yaptı. Kongrede YKP ve AKEL temsilcileri de birer konuşma yaptı…
Kongrenin son gününde Avrupa Sol Partisi’nin yeni başkanlık kurulu da belirlendi… Üç yıllığına yeniden Walter Baier, Avrupa Sol Partisi’nin başkanı olarak seçildi.
Kongreye YKP, BKP, AKEL ortak Kıbrıs sorunu ile ilgili bir de karar önerisi sundu. Öneri oy birliği ile kabul edildi…
17 Nisan tarihinde sabah da Feminist Asamble de gerçekleşti, çeşitli konular karara bağlantı, karar önerisi kabül edildi…
Kongre sırasında Elier Ramírez Cañedo (PCC Merkez Komitesi Üyesi, Halk Gücü Ulusal Meclisi Milletvekili, tarihçi ve Fidel Castro Ruz Merkezi eski müdür yardımcısı) ve Juan Antonio Fernández Palacios (Küba’nın Belçika ve AB Büyükelçisi) katılımıyla Küba ile ilgili bir dayanışma etkinliği de gerçekleşti…
Kanatlı’nın konuşması
Kongrede politik dokümanın tartışıldığı gündemde Murat Kanatlı, Kıbrıs’taki sorunlara değindiği bir konuşma yaptı. Konuşmanın tamamı şöyle:
“Sevgili dostlar ve yoldaşlar,
Irak’taki savaşlar, İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırıları, Suriye’de devam eden iç savaş ve Gazze’deki yıkım, savaşın acımasız yüzünü bir kez daha gözler önüne sermiştir…
Sömürge mirasının bir parçası olan İngiliz üsleri nedeniyle Kıbrıs, taraf olmadığı bir savaştan doğrudan etkilenmektedir. Bölgedeki neredeyse her çatışmada kullanılan bu üsler, Gazze’deki yıkım sırasında daha da görünür oldu ve son İsrail-ABD’nin İran’a yönelik saldırılarının ardından açık hedefler hâline geldi. Nitekim bu üsler zaten saldırıya uğradı ve yeni saldırı riski altındadır.
Sonuç olarak, Kıbrıs’ta yaşayan tüm toplumların güvenliği, kendi kontrolleri dışındaki askerî ve jeopolitik dinamikler nedeniyle doğrudan tehdit altındadır.
Savaşlar devam ettikçe etkileri cephe hatlarının çok ötesine uzanır: insan hayatları kaybedilir, diğer canlılar yok olur, şehirler yıkılır, ekonomiler sarsılır ve ekolojik dengeler ciddi şekilde bozulur.
Bu nedenle, bir kez daha vurgulamak isteriz ki devam eden tüm savaşlara karşı açık ve net bir çağrıda bulunmalıyız: “Barış, şimdi.” Ancak kalıcı barış sadece ateşkesle sağlanamaz. Bunun için tüm yabancı orduların bölgeden çekilmesi ve tüm askerî üslerin kaldırılması gerekir. Kıbrıs örneğinde sürdürülebilir bir barış süreci, adanın tamamen askerden arındırılmasını, yabancı birliklerin tamamen çekilmesini ve tüm yabancı askerî tesislerin kaldırılmasını içermelidir.
Bu noktada, Kıbrıs’taki İngiliz üslerinin hukuki statüsünü sorgulamak kaçınılmazdır. Uluslararası Adalet Divanı’nın 25 Şubat 2019 tarihinde Chagos Takımadaları ile ilgili olarak verdiği danışma görüşü, dekolonizasyon süreçlerinin uluslararası hukuk kapsamında nasıl değerlendirilmesi gerektiğini açıkça ortaya koymuştur. Görüş, eksik dekolonizasyonun uluslararası hukuka aykırı olduğunu vurgulamıştır.
Bu bağlamda benzer bir durum Kıbrıs için de geçerlidir. Adadaki dekolonizasyon süreci tamamlanmamıştır. Bu nedenle, Kıbrıs’ı federal bir çerçeve altında yeniden birleştirme olasılığı sadece siyasi bir çözüm değildir; aynı zamanda sömürgecilik kalıntılarının ortadan kaldırılmasını, yani İngiliz üslerinin kapatılmasını da içermelidir.
Bildiğiniz gibi, 1974’ten beri Türkiye Kıbrıs’ın kuzeyini sömürgeleştirmeye devam etmektedir; müzakere süreci başarılı olmazsa sömürgecilik süreci hızlanacak ve Anadolu’dan Kıbrıs’ın kuzeyine nüfus transferi gün geçtikçe artacaktır. Türkiye’nin kukla yönetimi ya da resmî tanımlamayla Türkiye’nin bağlı yerel yönetimi, sözde bir “devlet” gibi davranmaya çalışmaktadır ve her geçen gün verilen vatandaşlık sayısı daha da artacak ve Kıbrıs’ın kuzeyindeki demografik yapı daha da değişecektir. Bu süreç, Kıbrıs’ın kalıcı olarak bölünmesiyle sonuçlanacaktır… Kıbrıs’ın bölünmesi, bölgede sürekli bir savaş tehdidi yaratmaktadır…
Tüm bu nedenlerden dolayı, tüm olasılıkların eşiğinde olduğumuzu söylüyoruz; müzakere süreci en kısa sürede yeniden başlamaz ve bir çözüme ulaşmazsa bu durum sadece biz Kıbrıslılar için değil, tüm Doğu Akdeniz ülkeleri için de bir kâbusa dönüşecektir…
Bu nedenle, özellikle bu dönemde Kıbrıs’ta bir çözüm için elimizden geleni yapmalıyız; bu yüzden aktif dayanışmanıza ihtiyacımız var.
Kıbrıs konusundaki karar
Kongrede oy birliği ile kabul edilen Kıbrıs sorunu ile ilgili bir de karar şöyle:
Uluslararası ilişkilerin giderek artan militarizasyonu, küresel savaş çığırtkanlığı ve bölgesel çatışmalar, uluslararası hukukun ve BM Şartı’nın göz ardı edilmesi gibi mevcut koşullar altında Kıbrıs sorununun barışçıl bir şekilde çözülmesinin daha da acil hâle geldiğini vurgulamaktayız.
Kıbrıs sorununun kapsamlı bir şekilde çözülmesinin bir öncelik olmaya devam ettiğini yinelemekte ve bunun bölgedeki gerçek güvenlik ve istikrar için hayati önem taşıdığını hatırlatmaktayız.
Kıbrıs sorununun dış müdahaleler ve emperyalist saldırganlığın bir sonucu olduğunu hatırlatmaktayız.
Türkiye’nin 1974 işgalinden bu yana Kıbrıs topraklarının %37’sini yasa dışı olarak işgal etmesini, uluslararası hukuka açık bir ihlal olarak kınamakta ve Kıbrıs halkının vatanlarının fiilî bölünmesinden ve insan haklarının sürekli ihlalinden dolayı acı çekmeye devam etmesini üzüntüyle karşılamaktayız.
Mevcut durumun kabul edilemez olduğunu ve tüm Kıbrıslılar, Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türkler için sürekli bir tehlike kaynağı olduğunu yinelemekteyiz.
Türkiye’nin Kıbrıs’a karşı uzun vadeli hegemonyacı hedeflerine hizmet ettiğini ve Kıbrıs ile halkının kalıcı bölünmesini pekiştirdiğini belirtmekteyiz.
Sadece Türkiye’nin askerî işgalinin sona ermesi ve Kıbrıs ile halkının yeniden birleşmesinin tüm Kıbrıslılar için barış, istikrar ve gerçek güvenlik dolu bir geleceği ve dolayısıyla refah ve sosyal adalet koşullarını garanti edebileceğine dair inancımızı sürdürüyoruz ve Kıbrıs sorununun çözümünün, Yunan-Türk ilişkilerinin iyileşmesine kararlı bir şekilde katkıda bulunabileceğini ve bölgesel iş birliği için olumlu bir dinamik yaratabileceğini vurguluyoruz.
Türkiye’nin, uluslararası hukuk ve Deniz Hukuku kapsamında sağlanan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin egemenliğine ve egemenlik haklarına karşı yasa dışı eylem ve provokasyonlarının çok geniş bir yelpazeye yayıldığını; BM’nin tekrar tekrar yaptığı çağrılara rağmen, ilgili BM Güvenlik Konseyi kararlarını ihlal eden Varosha’nın çitle çevrili bölgesinin açılmasını geri almadığını; işgal altındaki bölgelerin militarizasyonunu daha da yoğunlaştırdığını; Kıbrıs’ın kuzeyindeki demografik yapıyı değiştirmek amacıyla yasa dışı yerleşim faaliyetlerini durdurmamış olması ve Kıbrıslı Türklerin ekonomik, sosyal ve kültürel asimilasyonunu amaçlayan politikaları uygulamaya devam etmesini vurgulamaktayız.
BM’nin somut müzakerelerin yeniden başlaması yönündeki son çabalarını memnuniyetle karşılamakta ve anlamlı bir diyaloga elverişli, daha yapıcı bir siyasi ortam için umudu tazeleyen Kıbrıslı Türk toplumundaki son liderlik değişikliğini olumlu bir gelişme olarak değerlendirmekteyiz.
İlgili BM kararlarında öngörüldüğü üzere, siyasi eşitliğe dayalı iki bölgeli, iki toplumlu bir federasyon temelinde kapsamlı bir çözüme ulaşmak; tüm Türk işgal güçlerinin derhal çekilmesi; çağdışı Garantiler Anlaşması’nın ve her türlü yabancı tek taraflı müdahale hakkının sona erdirilmesi amacıyla BM Genel Sekreteri’nin himayesinde Kıbrıs’ın yeniden birleşmesine yönelik müzakerelerin bir an önce yeniden başlatılmasını destekliyoruz.
Anlamlı ve sonuç odaklı müzakereler için tek uygulanabilir yolun, mevcut çalışmaların yani ulaşılan uzlaşmaların ve Guterres Çerçevesi’nin tam olarak saygı gösterilerek Crans-Montana’da (2017) durdukları noktadan yeniden başlaması olduğunu teyit ediyoruz. Bunları korumak için sağlam bir yol haritası üzerinde anlaşmaya varılmasının son derece önemli olduğunu düşünüyoruz.
Türkiye’nin iki devletli çözüm konusundaki kabul edilemez tutumunda ısrar etmesini kategorik olarak reddediyoruz. Türkiye’yi, çözüm için mutabık kalınan temele ve BM çerçevesine dönmeye çağırıyoruz ve Kıbrıs’ın gerçek bağımsızlığını tehlikeye atabilecek, tek egemenliği, tek uluslararası hukuki kişiliği ve tek vatandaşlığını zedeleyecek, üçüncü tarafların müdahale edemeyeceği ve tüm Kıbrıslıların insan hak ve özgürlüklerinin uluslararası hukuka ve AB’nin dayandığı ilkelere uygun olarak yeniden tesis edileceği bir uzlaşmayı asla kabul etmeyeceğimizi beyan ediyoruz.
Kıbrıs’ta İngiliz Egemen Üs Bölgelerinin varlığının devam etmesi, adanın tam egemenliğine aktif bir engel teşkil etmekte ve bu risklerin kaynağı olan çatışmalardan hiçbir sorumluluğu olmayan topluluklara dayatılan güvenlik açıklarının kaynağıdır.
Uluslararası Adalet Divanı (ICJ), 25 Şubat 2019 tarihli Chagos Takımadaları hakkındaki Danışma Görüşü’nde, Mauritius’un dekolonizasyonunun hukuken tamamlanmadığını, Birleşik Krallık’ın Chagos Takımadaları üzerindeki idaresini gecikmeksizin sona erdirme yükümlülüğü taşıdığını ve Birleşmiş Milletler’in tüm üye devletlerinin bu süreci hukuken sonuçlandırmak için iş birliği yapma yükümlülüğü olduğunu açıkça belirtmiştir.
Bu ilkeler, Kıbrıs için doğrudan ve kaçınılmaz bir öneme sahiptir. Adanın dekolonizasyonu, her türlü titiz hukuki standarda göre hâlâ tamamlanmamıştır. Uluslararası toplum, Kıbrıs topraklarında yabancı askerî üslerin süresiz olarak varlığını kabul ederken kendi kaderini tayin ve toprak bütünlüğü normlarını seçici bir şekilde uygulayamaz. Kıbrıs, tüm yabancı askerî üslerden ve birliklerden arındırılmalıdır.
Tüm Kıbrıs halkının, Rum Kıbrıslıların ve Türk Kıbrıslıların mücadelesine dayanışma ve desteklerini ifade eder ve bölücü ve milliyetçi uygulamalara karşı bir arada yaşama ruhunu ve eşit hakları teşvik eden Kıbrıslıların iki toplumlu barış girişimlerini destekler.






































