Avcıoğlu: Sokaklarda mafya, denizlerde facia, okullarda başıboşluk, yönetemiyorsunuz!
Halkın Partisi MYK Üyesi Yusuf Avcıoğlu, Lefkoşa’da bir otogalerinin kundaklanması, evinin avlusunda katledilen bir kadın, Güngör’de yeniden başlayan yangın, Kuzey’de tespit edilen Batı Nil virüsü vakaları, denetimsiz okul servisleri, feribot faciası ve tartışmalı YEK Tüzüğü taslağını aynı çerçevede değerlendirerek hükümete sert çıktı.

Halkın Partisi MYK Üyesi Yusuf Avcıoğlu, Lefkoşa’da bir otogalerinin kundaklanması, evinin avlusunda katledilen bir kadın, Güngör’de yeniden başlayan yangın, Kuzey’de tespit edilen Batı Nil virüsü vakaları, denetimsiz okul servisleri, feribot faciası ve tartışmalı YEK Tüzüğü taslağını aynı çerçevede değerlendirerek hükümete sert çıktı.
Avcıoğlu, yaşananların tesadüf olmadığını, “karada, denizde, havada, sağlıkta, enerjide, eğitimde ve evlerde devlet mekanizmasının topyekûn iflasını” gösterdiğini savundu. Yazılı açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
SOKAKLARDA MAFYA, DENİZLERDE FACİA, OKULLARDA BAŞIBOŞLUK, YÖNETEMİYORSUNUZ!
Son günlerde ülke gündemi;
Başkentin göbeğinde yine bir otogaleri mafyatik yöntemlerle kundaklandı!
Bir kadın daha korunamadı, evinin avlusunda katledildi!
Hiçbir önlem alınmadığı için Güngör yeniden alev aldı, ülke yine zehirlendi!
Kuzey’de de Batı Nil virüsü vakaları patlak verdi!
Güney Kıbrıs 40 okul otobüsünü trafikten men ederken, bizde birçok okul hâlâ şantiye!
Yıllardır çalıştırılmayan denetim mekanizması neticesinde feribot battı; 14 canımızı yitirdik, 14 canımız ise kayıp!
Meslek odalarını dışlayan, kaçak kurulumları teşvik eden skandal YEK Tüzüğü taslağı ise sırada!
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, tarihinin en ağır yönetimsel ve ahlaki krizini yaşıyor. Yaşadığımız bu süreç tesadüfi olaylar silsilesi değil; bugünden geçmişe doğru baktığımızda, katlanarak büyüyen; karada, denizde, havada, sağlıkta, enerjide, eğitimde ve hatta evlerde devlet mekanizmasının topyekûn iflas ettiğini net bir şekilde gösteriyor.
Farklı alanlardaki tüm bu trajedilerin merkezinde tek bir gerçek yatmaktadır: Devleti bilimin, verinin, liyakatin ve teknolojinin ışığında yönetememek; ülkeyi denetimsizliğe ve ranta kurban etmek!
SOKAKLARDA MAFYATİK KUNDAKLAMALAR, EVLERİNDE KORUNAMAYAN KADINLARIMIZ!
Bu sistemik çöküşün son örneği, dün sabah Lefkoşa’da bir otogalerinin mafyatik yöntemlerle kundaklanmasıyla yaşanmıştır. Daha iki hafta önce, 24 Ağustos 2026’da yaptığımız asayiş çağrısında hükümete çok net bir uyarıda bulunmuştuk ve “21. yüzyılın organize suçları, eski usul yöntemlerle ve insan inisiyatifine bırakılmış pasif takiple engellenemez” demiştik. Özellikle kent kameralarına Yapay Zekâ Video Analitiği kurulmasını ve biyometrik sınır blokaj sistemine geçilmesi gerektiğini dile getirmiştik. Önerdiğimiz proaktif güvenlik yazılımları bugün devrede olsaydı, o suçlular daha ellerindeki yanıcı maddeyi araçlara dökemeden polis tarafından suçüstü yakalanacaktı.
Bu güvenlik zafiyeti, sokaklardaki asayişi yok ettiği gibi, en korumasız alanlarımıza, evlerimizin içine kadar girmiştir. Bir kadının daha vahşice katledilmesiyle sarsıldığımız kan donduran kadın cinayeti, devletin koruyucu, önleyici ve adli takip mekanizmalarının ne kadar büyük bir acziyet içinde olduğunun en kahredici kanıtıdır. Yıllar önce kağıt üzerinde kurulan ancak bütçesiz ve personelsiz bırakılarak adeta bir tabeladan ibaret kılınan Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Dairesi bir yana; KAYAD’ın büyük bir emekle hazırladığı, şiddeti daha doğmadan önlemeyi amaçlayan Ev İçi Şiddet Yasa Önerisi de Meclis koridorlarında beklemektedir. Şiddeti önleyecek, mağduru koruyacak yasaları ve mekanizmaları kilitleyenler, korumasız bırakılan her bir canın vebalini üzerinde taşımaktadır. Can güvenliğini her alanda yitiren bu toplum, artık kendi evinin avlusunda bile açık hedef olmaktadır.
GÜNEY CAN GÜVENLİĞİNİ DENETLERKEN, BİZDE OKULLAR ŞANTİYE, SERVİSLERİN DURUMU İSE MEÇHUL!
Okullar açılıyor, ancak eğitim yollarındaki başıboşluk da bu vurdumduymazlığın en taze ve korkunç örneği olarak karşımızda duruyor. Yanı başımızda, Güney Kıbrıs’ta yeni okul dönemi öncesi otobüsleri tepeden tırnağa denetlenip kriterleri karşılamayan 40 otobüs çocukların canını korumak adına derhal seferden men edilirken, Kuzey Kıbrıs’ta tek bir okul otobüsünün bile denetlenip denetlenmediği meçhul. Ders zilinin çalmasına günler kalmışken, ülkemizdeki birçok okulun ise hâlâ birer şantiye hâlinde olması, çocuklarımızın nasıl bir düzensizliğe ve risk ortamına terk edildiğinin en açık göstergesidir.
MAMA SKANDALINDAN YEK TÜZÜĞÜNE, ÇÜRÜMÜŞ BİR SİSTEM!
Çevre ve enerji yönetimi de aynı sistemik iflasın birer parçasıdır. Nitekim daha iki gün önce, Güngör Katı Atık Tesisi’nde yangın yeniden başlamış ve halkımız bir kez daha zehire mahkûm edilmiştir. Oysa Haziran 2026’daki Güngör yangınının ardından yaptığımız açıklamada çok net bir tespitte bulunarak, “Güngör’deki yangınlar teknik bir kaza değil; plansızlığın, denetimsizliğin ve ülkedeki kontrolsüz fiili nüfusun yarattığı yapısal çöküşün göstergesidir” demiştik. Ne nüfus politikası ürettiler ne de tesisi modernize ettiler, sonuç yine zehir oldu.
Kurumlarda sahte diploma davalarıyla ahlaki olarak da çürüyen bu düzen, 26 Ağustos’da ifşa ettiğimiz YEK Tüzüğü taslağı ile de önümüze çıkmış ve o gün söylediğimiz gibi “dürüst vatandaşı cezalandıran, kaçak kurulumu teşvik eden ve adayı adeta denetimsiz, patlamaya hazır bir bombaya çevirecek teknik bir ihanet belgesi” olarak kayda geçmiştir. Mühendislik bilimiyle inatlaşarak enerji üretimini baltalayan bu zihniyet; yine yakın geçmişte KIB-TEK üzerinden çevremizi zehirleyen kirli/kaçak yakıt skandallarına imza atmış, santralleri yakıtsız bırakarak tüm halkı ve üreticiyi günlerce karanlığa mahkûm etmişti.
SALGIN YÖNETİMİ VE HALK SAĞLIĞI TEHDİDİ
Sistemik plansızlık halk sağlığını tehdit eden salgın yönetiminde de kendini hissettirmektedir. Geçtiğimiz günlerde yaptığımız, “Sivrisineklerin siyasi ve idari sınırları yoktur. Vaka çıkmasını beklemek halk sağlığı açısından kabul edilebilir bir yaklaşım değildir” şeklindeki hayati Batı Nil Virüsü uyarılarımızda da maalesef haklı çıktık. Sergilenen bu atalet nedeniyle, bugün Kuzey Kıbrıs’ta da resmi vakalar tespit edilmeye başlanmıştır. Bu ihmalkârlık, halkımızın sağlığını koruma iradesinin de tamamen yitirildiğinin ispatıdır.
ÇALIŞTIRILMAYAN DENETİM MEKANİZMALARININ SONUCUNDA YAŞANANLAR KAZA DEĞİL, CİNAYETTİR!
Halkın malını ve sağlığını koruyamayan bu zihniyet, canımızı korumayı da çoktan bırakmıştır. Feribot faciası bir kaza değil; limanlarımızda son 5 yıldır tamamen devre dışı bırakılan, adeta çalıştırılmayan denetim mekanizmalarının doğrudan yol açtığı açık bir cinayetidir.
Havacılık güvenliğimiz de aynı pamuk ipliğine bağlıdır; Ercan Havalimanı’ndaki uçuş emniyeti günümüz teknolojisinin gerisinde kalmış sistemlerle, tamamen personelin bireysel fedakârlığı sayesinde yürütülmektedir. Oysa personelin şahsi fedakârlığı asla bir devletin emniyet sistemini oluşturamaz!
İdari ve teknik denetimsizliğin en acı, en utanç verici zirvesi ise sağlıkta yaşanmıştır. Devletin en hassas kurumlarından birinin göbeğinde, yenidoğan yoğun bakım servisindeki savunmasız bebeklere alkollü mama verilmesi skandalı, bu çürümüş düzende denetim mekanizmalarının tamamen sıfırlandığının en somut ve en acı kanıtıdır.
Her felaketten sonra popülist demeçlerin verilmesini, hiçbir şey olmamış gibi hâlâ koltuklarda oturulmasını reddediyoruz.
Havada soluduğumuz zehir, karada kundaklanan işyerleri, evinin avlusunda katledilen kadınlarımız, denizde yiten canlarımız, hastanede koruyamadığınız bebeklerimiz, okul yollarında tehlikeye atılan çocuklarımız ve bu basiretsizlik kaderimiz değildir.
KKTC’nin tek çıkış yolu; bilimi, veriyi, teknolojiyi, şeffaf denetimi, mühendislik ciddiyetini, liyakatı ve ahlakı devletin her kademesine ivedilikle entegre etmektir.




































