
Yıllardır tekrar edilen “yıldırım aynı yere düşmez” sözü bilimsel verilerle çürütülüyor. NASA’nın yayımladığı küresel yıldırım haritası, yıldırımın yalnızca tekrar tekrar aynı bölgelere düşmekle kalmadığını, gezegen genelinde son derece yoğun bir şekilde gerçekleştiğini gösteriyor.
Uydu gözlemlerine göre dünyada yıldırım saniyede yaklaşık 40 ila 50 kez gerçekleşiyor. Bu da her gün milyonlarca yıldırım olayı anlamına geliyor ve bazı bölgelerde bu yoğunluk çok daha belirgin hale geliyor.
NASA’nın Dünya Gözlemevi tarafından yayımlanan harita, 1995-2013 yılları arasında farklı uydu sistemleri tarafından toplanan verilerden oluşturuldu. Bu veriler, yıldırımın dünya üzerindeki dağılımına dair en kapsamlı çalışmalardan biri olarak değerlendiriliyor.
KARADA DAHA ÇOK YILDIRIM DÜŞÜYOR
Harita, yıldırımın denizlere kıyasla karada çok daha sık meydana geldiğini açık biçimde ortaya koyuyor. Bunun temel nedeni ise kara yüzeyinin suya göre daha hızlı ısınması. Isınan hava yükselerek atmosferde “konveksiyon” adı verilen hareketi artırıyor; bu da gök gürültülü fırtınaların ve yıldırımın oluşmasını kolaylaştırıyor.
Benzer şekilde yıldırım faaliyetinin ekvator kuşağında yoğunlaşmasının nedeni de yine sıcaklık ve atmosferik dengesizlik. Tropikal bölgelerde gün boyu süren ısınma ve nem, yıldırım üreten fırtınalar için uygun koşulları sürekli olarak yeniden yaratıyor.
EN SIK EKVATOR BÖLGESİNDE
Haritaya göre dünyada yıldırımın en sık görüldüğü yerler arasında Venezuela’daki Maracaibo Gölü ile Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin doğu kesimleri öne çıkıyor. Bu bölgelerde yıldırım neredeyse yılın büyük bölümünde gözlemleniyor.
NASA bilim insanları, uzun yıllara yayılan veri setlerinin yıldırımın yalnızca nerede yoğunlaştığını değil, aynı zamanda mevsimsel ve günlük değişimlerini de daha net ortaya koyduğunu belirtiyor. Bu sayede iklim sisteminin işleyişine dair daha ayrıntılı analizler yapılabiliyor.
Sonuç olarak, yıldırımın “rastlantısal” ya da “tek seferlik” bir doğa olayı olmadığı; aksine belirli coğrafi ve atmosferik koşullar altında tekrar eden, yoğunlaşan ve öngörülebilir bir süreç olduğu bilimsel olarak ortaya konmuş durumda.






































