
Kıbrıs Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (KTMMOB), kamuoyunda “İTÜ’ye 3500 dönüm orman arazisi devri” olarak bilinen yasa tasarısına ilişkin sert açıklama yaptı. KTMMOB, bağlı odaların teknik ve bilimsel görüşlerinin dikkate alınmadan tasarının Meclis Genel Kurulu’na sevk edilmesini “kabul edilemez” olarak değerlendirdi.
KTMMOB Genel Başkanı Görkem Çelik imzasıyla yayımlanan açıklamada, Karpaz bölgesindeki orman arazilerinin geleceğinin yalnızca bir arazi tahsisi veya kiralama konusu olmadığı belirtilerek, meselenin çevresel sürdürülebilirlik, bölgesel planlama, kamu yararı ve doğal yaşamın korunması açısından çok boyutlu değerlendirilmesi gerektiği ifade edildi.
Açıklamada, KTMMOB’ye bağlı Çevre Mühendisleri Odası, Mimarlar Odası, Orman Mühendisleri Odası, Peyzaj Mimarları Odası, Şehir Plancıları Odası ve Yerbilim Mühendisleri Odası’nın yasa tasarısıyla ilgili kapsamlı teknik değerlendirme ve uyarılarını Meclis Komitesi’ne sunduğu belirtildi.
KTMMOB, buna rağmen teknik görüşlerin değerlendirilmeden yasa tasarısının “noktasına dokunulmadan” Genel Kurul’a sevk edilmesini eleştirerek, bunun yalnızca yanlış bir yaklaşım değil, teknik akla ve bilimsel birikime karşı “büyük bir saygısızlık” olduğunu savundu.
Açıklamada, yaşanan sürecin “teknik aklın sistematik biçimde etkisizleştirilmesi”, “toplumsal uzlaşı arayışının önemsizleştirilmesi” ve “ben yaptım oldu anlayışının kurumsallaştırılması” anlamına geldiği ileri sürüldü.
KTMMOB, konunun artık yalnızca bir yasa tasarısı olmaktan çıktığını belirterek, “Bu ülkede kamu yararının mı, yoksa günübirlik siyasi tercihlerin mi belirleyici olacağı meselesidir” ifadelerini kullandı.
ODALAR TEKNİK GÖRÜŞLERİNİ PAYLAŞTI: ÇEVRE MÜHENDİSLERİ ODASI’NIN TEKNİK DEĞERLENDİRMESİ ŞU ŞEKİLDE:
“Alçak Orman Arazilerinin Devri ve İcarı (Değişiklik) Yasa Tasarısı ile 3500 dönümlük orman arazisi ve yine aynı bölgede yapılması öngörülen İstanbul Teknik Üniversitesi eğitim köyünün çevresel boyut ve etkileri hakkında Çevre Mühendisleri Odası olarak görüşümüzü belirtiriz.
KKTC Cumhuriyet meclisi şubat 2023’te Paris Anlaşması Yasa Önerisi’ni oybirliği ile kabul edip, sera gazı emisyonlarını azaltma ve iklim değşikliği ile mücadele hedeflerine bağlılığını taahhüt etmişti. Bu kapsamda bir karbon yutağı olan Yeni Erenköy’deki doğal orman alanı ve gün geçtikçe azalmakta olan ve çeşitli tehditlere maruz kalan tüm orman alanlarımızın varlığını korumak üzerine adımlar atmalı, politikalar geliştirmeli ve hukuki düzenlemeler yapmalıdır. Yakın çevresinde yapılması planlanan projeler alandaki ekosistemin kırılganlığını artırmakla birlikte restorasyonu daha zor ve maliyetli olabilecek tahribat risklerini de beraberinde getirmektedir.
Dünyada ekonomi odaklı verilmiş kararlar sebebiyle arazi kullanımları değiştirilmiş, ekosistemler ile biyoçeşitlilik telafisi olmayan zararlar görmüştür. Bunun neticesinde ekosistem kaynaklı; gıda, tatlısu, odun gibi tedarik hizmetleri, iklim düzenlemesi, erozyon kontrolü, hava kalitesinin düzenlenmesi, tozlaşma gibi düzenleyici hizmetlerden ve aynı zamanda kültürel hizmetlerden, sağladığımız faydalar olumsuz şekilde etkilenmiştir.
Ekosistemlerin öneminin anlaşılmasıyla beraber, çevresel etki değerlendirme ve stratejik çevresel değerlendirme çalışmalarında uzun vadeli etkilerde ekosistem hizmetlerinin de dahil edilmesi gereklidir. Çevre üzerinde olumsuz etkiler yaratması muhtemel olan ve alınacak tedbirlerle asgari düzeye indirilemeyecek olan faaliyetlerin hayata geçirilmemesi sürdürülebilirlik kapsamında önemlidir.
Yine projenin bütünlüğüne baktığımızda, bölgedeki mevcut altyapının ne şuanki yerleşik nüfusa ne de gelecek olan öğrenci nüfusuna çevresel emisyon sınır değerlerine uygun bir şekilde hizmet sağlayabileceği görülmektedir. Bölge halkı yanında toplum genelinin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına zeval getiren yetersiz altyapılar giderilip, güçlendirilerek bölgenin sürdürülebilirlik ilkesine bağlı kalınarak kalkındırılması en doğru adım olacaktır. Bu bağlamda özellikle katı atık ve atık su emisyonlarının standartlara uygun, mümkün olan en iyi teknolojiler kullanılarak arıtılıp bertaraf edilmesi için gerekli mali kaynaklar bölgeye ivedi bir şekilde ayrılmalı ve ülkesel planlara entegre bir şekilde altyapı geliştirmelerine başlanmalıdır.
Belirtilen riskler göz önüne alındığında, farklı sebepler doğrultusunda korunması gereken örneğin orman arazisi, tarım arazileri, kültürel miras gibi alanlar dışında, projenin gerçekleştirilmesi için alternatif yerlerin incelenmesini öneririz”
MİMARLAR ODASI’NIN TENİK DEĞERLENDİRMESİ ŞU ŞEKİLDE:
“Öncelikle, söz konusu alanlarla ilgili büyük orantısızlık söz konusu olduğunu söylemek mümkündür.
Üniversite yerleşkeleri için kişi başına düşen rekreasyon (yeşil + açık sosyal alan) miktarı tek bir zorunlu yasal rakamla tanımlanmaz; ancak planlama, mimarlık ve peyzaj literatüründe kabul gören standartlar şöyledir:
Asgari kabul edilebilir seviye: “10–15 m² / kişi”
İyi / önerilen seviye: “20–25 m² / kişi”
Üniversite yerleşkeleri için literatürde en sık önerilen aralık şöyledir. Öğrenci yoğunluğu yüksek yerleşkelerde dengeli kabul edilir.
Nitelikli – ekolojik yerleşkelerin hedefi: “30–40 m² / kişi”
Geniş açık alanlar, spor alanları, gölgelik rekreasyon alanları ve biyolojik çeşitlilik hedefleyen yerleşkeler için önerilir.
İTÜ’ye Erenköy’de verilen alan toplam 4042 dönüm = 5,407,357.9 m²
Orman arazisi dışında kalan alan dikkate alındığında: Yaklaşık 600 dönüm. Yani, 800,000 m²: ‘133 m² / kişi” (Bu bile İstanbul’daki alanın 2 katından fazla)
Orman Arazisi de dahil olursa: ‘901 m² / kişi” (en iyi dünya standardının 22 katı)
İnşaat hakları küçümsenecek boyutlarda değildir.
Orman alanının içine ‘özel bir hak’ olarak %3 inşaat hakkı verilmek isteniyor:
3444 dönüm = 4, 607,357.9 m²
İnşaat hakkı = 138.220,7 m² (Bu miktar orana vurulduğunda yaklaşık Bafra’daki tüm yapılaşma tekabül etmektedir)
Süreçte ‘Emirname’ kurallarına bağlı gelişmelerden söz edilmektedir.’ Bu da inşaat hakları her an artabilecek riskli bir durum ortaya koymaktadır.
İTÜ’nün projelerinde orman arazilerinin içinde de binalar olduğu bilgisi gündemimize gelmiştir
(Bu bilgi projeler üzerinde incelenerek bunun olup olmadığı teyit edilebilir)
İTÜ yetkilileri ormanlık alanı sadece rekreasyon amaçlı kullanacaklarını söylemektedir. Fakat, sadece yapılaşma değil, farklı kategorideki faaliyetler de doğaya zarar verme potansiyeli taşımaktadır.
Bu uygulamanın Orman Arazilerinin küçük bir tadilat ile başka maksatlar için kullanımının önünün açılacak olması büyük bir risktir”
ORMAN MÜHENDİSLERİ ODASI’NIN TEKNİK DEĞERLENDİRMESİ ŞU ŞEKİLDE:
“Yatırıma açılması düşünülen orman alanı; İngiliz dönemi ve Kıbrıs Cumhuriyeti döneminde Persteria Forest veya günümüzde Güvercinler Ormanı olarak da adlandırılan kayden orman sahası sınırları (İngiliz Dönemi ve Kıbrıs Cumhuriyeti döneminden beri orman olarak kayıtlı) içerisinde bulunmakta olup yaklaşık 3,447 dönüm büyüklüğündedir. Bu alan ülkemizde devlete ait orman alanlarının yaklaşık %0,7 si büyüklüğünde bir orman alanını temsil etmektedir.
Bahse konu orman alanı özellikle 1950-1974 arasında yer alan sömürge yönetimi ve toplumlararası çatışmaların yaşandığı dönemde, bölgenin merkezden uzak olmasının yarattığı otorite boşluğunun da etkisiyle ciddi oranda tarımsal arazi kazanma amaçlı ‘orman açmacılığı’na uğramış bir orman alanı durumdaydı. 1974 sonrası KTFD ile başlayan ve KKTC ile devam eden dönemde ise gelişen Orman Dairesi teşkilatlanmasının orman arazilerini denetim ve korumaya alması neticesinde tahrip edilmiş durumda olan ormanın önemli bir kısmı, sahada bulunan mevcut Ardıç, Çam ve maki türlerinden gelen tohumlar vasıtasıyla zamanla kendiliğinden doğal yollarla ağaçlanmıştır. Doğal yollarla bitki örtüsünün gelemediği kısımlarda ise 2007 yılında Orman Dairesi tarafından kamu kaynağı kullanılarak uygulanan ağaçlandırma programı neticesinde 174,000 adet civarında fidan dikilerek suni ağaçlandırma teknikleriyle ağaçlandırılmıştır.
Bugün gelinen aktüel durumda; sahanın büyük bölümü Karpaz bölgesine özgü doğal türler olan Ardıç, Kızılçam, Servi ve Şinya ile diğer yapraklı maki türleriyle, geriye kalan kısmı ise Orman Dairesinde çalışan Orman Mühendisi meslektaşlarımız tarafından suni ağaçlandırma yoluyla getirilen Kızılçam, Servi, Halepçamı, Fıstıkçamı ve Kıbrıs Akasyası türlerinden oluşan karışık meşcere tipilerinde orman örtüsüyle kaplıdır. Sahada çok zengin bir ağaç-ağaçcık-çalı türü karışımı ile alt flora çeşitliliği mevcut olup bir çok endemik flora türünün varlığı da gözlemlenmiştir.
Odamız tarafından yapılan inceleme gezisinde Güvercinler Ormanı’nın çeşitli canlı (ağaç, ağaççık, çalı ve diğer alt flora) ve cansız (taşlık, kayalık, kumluk alanlar, vadiler, dere tabanında pınarların oluşturduğu küçük sulak alanlar v.b.) habitatları içeren çok katmanlı bir ekosistem yapısına sahip olduğu ve buna bağlı olarak alanda zengin bir flora-fauna çeşitliliği bulunduğu; bölgede bulunan flora yapısının bölgeye özgü zor şartlara (kuraklık, çoğunlukla sığ topraklı jeolojik yapı, çift taraflı rüzgar etkisi, deniz tuzu etkisi v.b.) çok iyi adapte olduğu; orman ekosistemi birimlerinin hassas bir denge durumunda bulunduğu gözlemlenmiştir. Bu nedenle alana yapılacak inşaat içerikli her türlü gelişme, yol ve altyapı tesisi sadece orman kaybına neden olmayacak ayni zamanda orman alanında bulunan diğer flora ve fauna habitatlarını da parçalayarak rahatsız edecek, bölgenin hassas ekosisteme zarar verecektir.
Ayrıca ormanların tüm halkın belirli kurallar çerçevesinde birlikte kullandığı/faydalandığı bir toplum malı olma niteliğinin göz önünde bulundurulması halinde esasen ormanların ‘orman niteliğini’ değiştiren, bozan ve tahrip eden, yol ağları ile bölüp parçalayan, etrafını telleyip kapatarak sadece belirli bir zümrenin kullanımına/faydalanmasına ayıran ve onları ticari yatırımlık alelade bir taşınmaz mal niteliğinde gören bu düzenlemenin çok büyük bir hata olduğu, 19/2003 sayılı Alçak Orman Arazilerinin Devri ve İcarı Yasasına yatırıma açılmak amacıyla yeni orman alanlarının eklenmemesi gerektiği değerlendirilmektedir”
ŞEHİR PLANCILARI ODASI’NIN TEKNİK DEĞERLENDİRMESİ ŞU ŞEKİLDE:
“Mekansal planlamanın disiplinler arası bir dal olduğunu belirtmemiz gerekiyor. Planlama sürecinde bir çok farklı bilim dallarından gelecek görüşlere göre hareket edilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda Karpaz yarımadasına yatırım önceliği yanında bölgenin doğal, ekolojik, tarihi ve kültürel değerlerini öne çıkaracak mekansal planlamanın yapılması gerekmektedir. İTÜ için seçilen alan herhangi bir yer seçim analizi yapılmadan ve sürdürülebilir kentsel gelişim ilkeleri ve politikaları gözetmeden bir anda alınan kararlar kapsamında verilmiştir. Bu karar Ülkesel Fizik Plan ve bağlantılı olan alt planlardaki ilkelere aykırı bir durumu ortaya koymaktadır. İmar planı hazırlanma sürecinde olan bölgemizde tüm kriterleri değerlendirerek eğitim amaçlı kampüslerin belirlenmesi yapılmalıdır”
YERBİLİM MÜHENDİSLERİ ODASI’NIN TEKNİK DEĞERLENDİRMESİ ŞU ŞEKİLDE:
“KTMMOB Yerbilim Mühendisleri Odası adına Jeoloji Yüksek Mühendisi Mehmet Necdet, ilgili yasa tasarısının görüşüldüğü Cumhuriyet Meclisi Hukuk, Siyasi İşler, Dışilişkiler ve Savunma Komitesi toplantısına katılarak Odamızın görüşlerini Komite ile paylaşmıştır.
Kıbrıs üç kıtanın kesiştiği bir alanda yer alır ve hemen her tarafında jeolojik miras olarak tanımlanabilecek unsurlar barındırır. Karpaz Yarımadası’nda da bu tür unsurlar bulunmaktadır. İTÜ’ye tahsis edilen alanda da bu tür unsurlar vardır.
Örneğin bir mağaranın varlığından söz edilmiştir. Dolayısıyla bu alanların envanteri yapılmadan böylesi bir tahsise gidilmesi doğru değildir. Ayrıca sit alanı gibi kültürel mirasa ait unsurların envanteri de yapılmamıştır. (Her ne kadar bizim alanımız olmasa da Eski Eserler ve Müzeler Dairesi’nden de çağrılan olmamıştır.)
Jeolojik miras; tahrip olması halinde yeniden oluşması mümkün olmayan, bilimsel, yerel ve estetik açıdan önem ifade eden çevresel değerler içerisinde yer alan jeolojik unsurlardır. Örneğin; Trodos Jeoparkı. Jeolojik, madencilik, çevre ve kültürel, buna yerel gastronomik değerler de dahildir. Karpaz da böylesi bir kapasiteye haizdir”





































